İlk 1000 Kelime · Bölüm B

İlk bin kelimenin ikinci yarısı: kurum, meslek, ölçü ve süreç anlatan sözcükler. Gündelik dilden yazılı dile geçişin sınırı burası.

  • 0 biliniyor
  • 0 öğreniliyor
  • 0 yeni
  • 0 bugün tekrar

Havuzdaki 328 kelimenin tamamı anlam · okunuş · örnek cümle
Kelime Anlam Örnek Durum
attention
/əˈtenʃn/
dikkat
noun
The issue needs urgent attention.
Konu acil dikkat gerektiriyor.
yeni
check
/tʃek/
kontrol etmek
verb
  • çek noun · 🇬🇧 cheque, 🇺🇸 check
Check the figures again.
Rakamları tekrar kontrol et.
yeni
complete
/kəmˈpliːt/
tamamlamak; tam
verb
Please complete the form.
Lütfen formu doldurun.
yeni
lie
/laɪ/
yatmak; yalan söylemek
verb
The papers lie on the desk.
Kâğıtlar masanın üstünde duruyor.
yeni
pick
/pɪk/
seçmek; toplamak
verb
Pick any card you like.
İstediğin kartı seç.
yeni
personal
/ˈpɜːsənl/
kişisel
adjective
That is a personal question.
Bu kişisel bir soru.
yeni
ground
/ɡraʊnd/
zemin, yer
noun
  • gerekçe, dayanak noun · Çoğul: grounds for = -in gerekçesi
  • temellendirmek, dayandırmak verb · be grounded in = -e dayanmak
The ground was still wet.
Zemin hâlâ ıslaktı.
yeni
animal
/ˈænɪml/
hayvan
noun
The animal was released into the wild.
Hayvan doğaya bırakıldı.
yeni
arrive
/əˈraɪv/
varmak
verb
We arrive at noon.
Öğlen varıyoruz.
yeni
patient
/ˈpeɪʃnt/
hasta
noun
  • sabırlı adjective · be patient with someone = birine karşı sabırlı olmak — 'hasta' anlamındaki isimden ayrı
The patient recovered quickly.
Hasta hızla iyileşti.
yeni
century
/ˈsentʃəri/
yüzyıl
noun
The building dates from the last century.
Bina geçen yüzyıldan kalma.
yeni
exist
/ɪɡˈzɪst/
var olmak
verb
No such rule exists.
Böyle bir kural yok.
yeni
fight
/faɪt/
savaşmak, mücadele etmek
verb
They fight for better pay.
Daha iyi ücret için mücadele ediyorlar.
yeni
leader
/ˈliːdə/
lider
noun
The leader resigned last week.
Lider geçen hafta istifa etti.
yeni
fine
/faɪn/
iyi; para cezası
adjective
  • ince, hassas adjective · fine detail / fine distinction
The weather was fine all day.
Hava bütün gün iyiydi.
yeni
street
/striːt/
sokak, cadde
noun
They live on a quiet street.
Sessiz bir sokakta oturuyorlar.
yeni
former
/ˈfɔːmə/
eski, önceki
adjective
  • birincisi, ilk anılan noun · the former … the latter = birincisi … ikincisi
The former director wrote the report.
Raporu eski müdür yazdı.
yeni
particularly
/pəˈtɪkjələli/
özellikle
adverb
It is particularly cold today.
Bugün özellikle soğuk.
yeni
wife
/waɪf/
eş (kadın)
noun
His wife is a lawyer.
Eşi avukat.
yeni
sport
/spɔːt/
spor
noun
Football is the most popular sport.
Futbol en popüler spor.
yeni
prepare
/prɪˈpeə/
hazırlamak
verb
We prepared the room in advance.
Odayı önceden hazırladık.
yeni
discuss
/dɪˈskʌs/
tartışmak, görüşmek
verb
Let us discuss the budget.
Bütçeyi görüşelim.
yeni
response
/rɪˈspɒns/
yanıt, tepki
noun
The response was immediate.
Tepki anında geldi.
yeni
voice
/vɔɪs/
ses (insan)
noun
  • çatı noun · gramer terimi: active voice / passive voice = edilgen çatı
Her voice was very calm.
Sesi çok sakindi.
yeni
piece
/piːs/
parça
noun
  • eser, makale noun · a piece in/on = bir yazı, makale — gazete ve dergi dilinde sık
Take a piece of paper.
Bir parça kâğıt al.
yeni
finish
/ˈfɪnɪʃ/
bitirmek
verb
We finish work at six.
Altıda işi bitiriyoruz.
yeni
suppose
/səˈpəʊz/
varsaymak, sanmak
verb
I suppose you are right.
Sanırım haklısın.
yeni
apply
/əˈplaɪ/
başvurmak; uygulamak
verb
You can apply for the grant online.
Hibeye çevrimiçi başvurabilirsin.
yeni
president
/ˈprezɪdənt/
başkan
noun
The president signed the bill.
Başkan yasa tasarısını imzaladı.
yeni
fire
/ˈfaɪə/
ateş, yangın
noun
  • işten çıkarmak, kovmak verb
The fire destroyed two shops.
Yangın iki dükkânı yok etti.
yeni
compare
/kəmˈpeə/
karşılaştırmak
verb
Compare the two results.
İki sonucu karşılaştır.
yeni
court
/kɔːt/
mahkeme; kort
noun
The court rejected the appeal.
Mahkeme itirazı reddetti.
yeni
police
/pəˈliːs/
polis
noun
The police are investigating.
Polis soruşturuyor.
yeni
store
/stɔː/
mağaza, dükkân
noun
  • depolamak, saklamak verb · store data/information = veri depolamak
The store opens at ten.
Mağaza onda açılıyor.
yeni
poor
/pɔː/
yoksul; kötü
adjective
The results were poor.
Sonuçlar kötüydü.
yeni
knowledge
/ˈnɒlɪdʒ/
bilgi, bilgi birikimi
noun
She has deep knowledge of the field.
Alan hakkında derin bilgisi var.
yeni
laugh
/lɑːf/
gülmek
verb
Everybody laughed at the joke.
Herkes şakaya güldü.
yeni
arm
/ɑːm/
kol
noun
  • silahlandırmak verb · genellikle çoğul isim biçimiyle birlikte anılır: arms = silahlar, an arms race = silahlanma yarışı
He broke his arm.
Kolunu kırdı.
yeni
heart
/hɑːt/
kalp
noun
The heart pumps blood.
Kalp kan pompalar.
yeni
employee
/ɪmˈplɔɪiː/
çalışan
noun
The company hired ten employees.
Şirket on çalışan işe aldı.
yeni
manage
/ˈmænɪdʒ/
yönetmek; başarmak
verb
She manages a small team.
Küçük bir ekibi yönetiyor.
yeni
simply
/ˈsɪmpli/
yalnızca, basitçe
adverb
It is simply not true.
Bu basitçe doğru değil.
yeni
bank
/bæŋk/
banka
noun
  • kıyı, yaka (nehir) noun · river bank = nehir kıyısı
The bank closes at four.
Banka dörtte kapanıyor.
yeni
firm
/fɜːm/
firma; sağlam
noun
She works for a law firm.
Bir hukuk firmasında çalışıyor.
yeni
article
/ˈɑːtɪkl/
makale; madde
noun
The article appeared in a journal.
Makale bir dergide yayımlandı.
yeni
fast
/fɑːst/
hızlı
adjective
This is a fast connection.
Bu hızlı bir bağlantı.
yeni
attack
/əˈtæk/
saldırı; saldırmak
noun
The attack was condemned.
Saldırı kınandı.
yeni
foreign
/ˈfɒrən/
yabancı, dış
adjective
She studies foreign languages.
Yabancı dil okuyor.
yeni
surprise
/səˈpraɪz/
şaşırtmak; sürpriz
verb
The result did not surprise anyone.
Sonuç kimseyi şaşırtmadı.
yeni
pretty
/ˈprɪti/
oldukça; güzel
adverb
The test was pretty hard.
Test oldukça zordu.
yeni
recently
/ˈriːsntli/
son zamanlarda
adverb
She recently moved abroad.
Yakın zamanda yurt dışına taşındı.
yeni
drop
/drɒp/
düşmek; damla
verb
Temperatures drop at night.
Sıcaklıklar geceleri düşüyor.
yeni
recent
/ˈriːsnt/
son, yakın zamandaki
adjective
A recent study found the opposite.
Yakın tarihli bir çalışma tersini buldu.
yeni
relate
/rɪˈleɪt/
ilişkilendirmek; anlatmak
verb
The two events relate to each other.
İki olay birbiriyle ilişkili.
yeni
official
/əˈfɪʃl/
resmî; yetkili
adjective
There is no official statement yet.
Henüz resmî açıklama yok.
yeni
financial
/faɪˈnænʃl/
mali, finansal
adjective
The firm faces financial trouble.
Firma mali sıkıntıyla karşı karşıya.
yeni
miss
/mɪs/
kaçırmak; özlemek
verb
Do not miss the deadline.
Son tarihi kaçırma.
yeni
art
/ɑːt/
sanat
noun
She studies modern art.
Modern sanat okuyor.
yeni
campaign
/kæmˈpeɪn/
kampanya
noun
The campaign lasted six weeks.
Kampanya altı hafta sürdü.
yeni
pause
/pɔːz/
duraklamak; ara
verb
He paused before answering.
Cevap vermeden önce duraksadı.
yeni
page
/peɪdʒ/
sayfa
noun
Turn to page twelve.
On ikinci sayfaya geçin.
yeni
worry
/ˈwʌri/
endişelenmek
verb
Do not worry about it.
Bunun için endişelenme.
yeni
summer
/ˈsʌmə/
yaz
noun
We travel every summer.
Her yaz seyahat ediyoruz.
yeni
drink
/drɪŋk/
içmek; içecek
verb
Drink plenty of water.
Bol su iç.
yeni
opinion
/əˈpɪnjən/
görüş, kanı
noun
In my opinion, it is too risky.
Bence fazla riskli.
yeni
park
/pɑːk/
park; park etmek
noun
We walked through the park.
Parkın içinden yürüdük.
yeni
represent
/ˌreprɪˈzent/
temsil etmek
verb
  • oluşturmak, teşkil etmek verb · Oran bildirirken: represents 40 per cent of = -in yüzde 40'ını oluşturur
These figures represent one region.
Bu rakamlar tek bir bölgeyi temsil ediyor.
yeni
key
/kiː/
anahtar
noun
  • çok önemli, kilit adjective · a key factor/role = kilit bir etken/rol
I lost my house key yesterday.
Dün ev anahtarımı kaybettim.
yeni
inside
/ɪnˈsaɪd/
içeride
adverb
Please wait inside.
Lütfen içeride bekleyin.
yeni
manager
/ˈmænɪdʒə/
yönetici
noun
The manager approved the request.
Yönetici talebi onayladı.
yeni
international
/ˌɪntəˈnæʃnəl/
uluslararası
adjective
It is an international agreement.
Bu uluslararası bir anlaşma.
yeni
contain
/kənˈteɪn/
içermek
verb
The report contains three chapters.
Rapor üç bölüm içeriyor.
yeni
notice
/ˈnəʊtɪs/
fark etmek; duyuru
verb
Did you notice the change?
Değişikliği fark ettin mi?
yeni
wonder
/ˈwʌndə/
merak etmek
verb
I wonder why she left.
Neden ayrıldığını merak ediyorum.
yeni
nature
/ˈneɪtʃə/
doğa; nitelik
noun
The nature of the problem is unclear.
Sorunun niteliği belirsiz.
yeni
exactly
/ɪɡˈzæktli/
tam olarak
adverb
That is exactly what I meant.
Tam olarak bunu kastetmiştim.
yeni
plant
/plɑːnt/
bitki; fabrika
noun
  • dikmek, ekmek verb
The plant needs more light.
Bitkinin daha fazla ışığa ihtiyacı var.
yeni
paint
/peɪnt/
boyamak; boya
verb
They painted the walls white.
Duvarları beyaza boyadılar.
yeni
worker
/ˈwɜːkə/
işçi, çalışan
noun
The workers went on strike.
İşçiler greve gitti.
yeni
press
/pres/
basın; basmak
noun
  • baskı yapmak, sıkıştırmak verb · press for = ısrarla istemek
The press covered the story widely.
Basın haberi geniş biçimde işledi.
yeni
whatever
/wɒtˈevə/
her ne, ne olursa
pronoun
Take whatever you need.
Neye ihtiyacın varsa al.
yeni
necessary
/ˈnesəsəri/
gerekli
adjective
Sleep is necessary for memory.
Uyku bellek için gerekli.
yeni
growth
/ɡrəʊθ/
büyüme
noun
Growth slowed in the third quarter.
Büyüme üçüncü çeyrekte yavaşladı.
yeni
evening
/ˈiːvnɪŋ/
akşam
noun
We meet on Tuesday evening.
Salı akşamı buluşuyoruz.
yeni
influence
/ˈɪnfluəns/
etki; etkilemek
noun
Her influence on the field is clear.
Alan üzerindeki etkisi açık.
yeni
respect
/rɪˈspekt/
saygı; açı
noun
They treat each other with respect.
Birbirlerine saygıyla davranıyorlar.
yeni
various
/ˈveəriəs/
çeşitli
adjective
We tried various methods.
Çeşitli yöntemler denedik.
yeni
catch
/kætʃ/
yakalamak
verb
Try to catch the early train.
Erken treni yakalamaya çalış.
yeni
skill
/skɪl/
beceri
noun
Writing is a skill you can train.
Yazmak eğitilebilir bir beceridir.
yeni
son
/sʌn/
oğul
noun
Their son studies medicine.
Oğulları tıp okuyor.
yeni
simple
/ˈsɪmpl/
basit
adjective
The answer is simple.
Cevap basit.
yeni
average
/ˈævərɪdʒ/
ortalama
noun
The average was higher than expected.
Ortalama beklenenden yüksekti.
yeni
stock
/stɒk/
stok, mal mevcudu
noun
  • hisse senedi noun · stock market = borsa
The item is out of stock.
Ürün stokta yok.
yeni
management
/ˈmænɪdʒmənt/
yönetim
noun
Management rejected the proposal.
Yönetim öneriyi reddetti.
yeni
character
/ˈkærəktə/
karakter; harf
noun
The main character never speaks.
Ana karakter hiç konuşmuyor.
yeni
bed
/bed/
yatak
noun
She went to bed early.
Erken yattı.
yeni
hit
/hɪt/
vurmak; isabet
verb
The storm can hit the coast tonight.
Fırtına bu gece kıyıyı vurabilir.
yeni
indeed
/ɪnˈdiːd/
gerçekten, hatta
adverb
The task is indeed difficult.
Görev gerçekten zor.
yeni
fit
/fɪt/
uymak; formda
verb
These shoes do not fit me.
Bu ayakkabılar bana olmuyor.
yeni
guy
/ɡaɪ/
adam, kişi
noun
That guy works downstairs.
O adam alt katta çalışıyor.
yeni
yesterday
/ˈjestədeɪ/
dün
adverb
We finished it yesterday.
Bunu dün bitirdik.
yeni
size
/saɪz/
boyut, ölçü
noun
What size do you need?
Hangi bedene ihtiyacın var?
yeni
addition
/əˈdɪʃn/
ekleme, ilave
noun
In addition, costs have risen.
Ayrıca maliyetler de arttı.
yeni
determine
/dɪˈtɜːmɪn/
belirlemek
verb
Genes determine eye colour.
Genler göz rengini belirler.
yeni
station
/ˈsteɪʃn/
istasyon
noun
The station is ten minutes away.
İstasyon on dakika uzakta.
yeni
population
/ˌpɒpjuˈleɪʃn/
nüfus
noun
The population doubled in fifty years.
Nüfus elli yılda ikiye katlandı.
yeni
production
/prəˈdʌkʃn/
üretim
noun
Production stopped for two weeks.
Üretim iki hafta durdu.
yeni
player
/ˈpleɪə/
oyuncu
noun
The player missed the penalty.
Oyuncu penaltıyı kaçırdı.
yeni
enter
/ˈentə/
girmek
verb
Please enter through the side door.
Lütfen yan kapıdan girin.
yeni
alone
/əˈləʊn/
yalnız
adjective
She lives alone.
Yalnız yaşıyor.
yeni
drug
/drʌɡ/
ilaç; uyuşturucu
noun
The drug is still being tested.
İlaç hâlâ test ediliyor.
yeni
wall
/wɔːl/
duvar
noun
There is a map on the wall.
Duvarda bir harita var.
yeni
direct
/dəˈrekt/
doğrudan; yönlendirmek
adjective
There is no direct flight.
Doğrudan uçuş yok.
yeni
success
/səkˈses/
başarı
noun
The project was a success.
Proje bir başarıydı.
yeni
director
/dəˈrektə/
müdür, yönetmen
noun
The director approved the plan.
Müdür planı onayladı.
yeni
clearly
/ˈklɪəli/
açıkça
adverb
The data clearly show a trend.
Veriler açıkça bir eğilim gösteriyor.
yeni
lack
/læk/
eksiklik; yoksun olmak
noun
There is a lack of evidence.
Kanıt eksikliği var.
yeni
review
/rɪˈvjuː/
gözden geçirmek; derleme
verb
We review the results monthly.
Sonuçları aylık olarak gözden geçiriyoruz.
yeni
depend
/dɪˈpend/
bağlı olmak
verb
It depends on the weather.
Havaya bağlı.
yeni
race
/reɪs/
yarış; ırk
noun
She won the race easily.
Yarışı kolayca kazandı.
yeni
recognize
/ˈrekəɡnaɪz/
tanımak, kabul etmek
verb
I did not recognize her at first.
Onu ilk başta tanıyamadım.
yeni
window
/ˈwɪndəʊ/
pencere
noun
Open the window for some air.
Biraz hava için pencereyi aç.
yeni
purpose
/ˈpɜːpəs/
amaç
noun
What is the purpose of this rule?
Bu kuralın amacı ne?
yeni
department
/dɪˈpɑːtmənt/
bölüm, departman
noun
She heads the sales department.
Satış bölümünün başında.
yeni
gain
/ɡeɪn/
kazanmak; kazanç
verb
The party gained twenty seats.
Parti yirmi sandalye kazandı.
yeni
tree
/triː/
ağaç
noun
They planted a tree in the garden.
Bahçeye bir ağaç diktiler.
yeni
college
/ˈkɒlɪdʒ/
yüksekokul, kolej
noun
He teaches at a local college.
Yerel bir yüksekokulda öğretmenlik yapıyor.
yeni
argue
/ˈɑːɡjuː/
tartışmak; savunmak
verb
The author argues the opposite.
Yazar tam tersini savunuyor.
yeni
board
/bɔːd/
kurul; tahta
noun
The board meets every month.
Kurul her ay toplanıyor.
yeni
holiday
/ˈhɒlədeɪ/
tatil
noun
They are on holiday this week.
Bu hafta tatildeler.
yeni
mark
/mɑːk/
işaret; işaretlemek
verb
Mark the correct answer.
Doğru cevabı işaretle.
yeni
church
/tʃɜːtʃ/
kilise
noun
The church dates from 1650.
Kilise 1650 yılından kalma.
yeni
machine
/məˈʃiːn/
makine
noun
The machine broke down twice.
Makine iki kez bozuldu.
yeni
prove
/pruːv/
kanıtlamak
verb
  • çıkmak, olduğu anlaşılmak verb · prove + sıfat: proved difficult/useful = zor/yararlı çıktı
It is hard to prove this claim.
Bu iddiayı kanıtlamak zor.
yeni
cent
/sent/
sent
noun
It costs fifty cents.
Elli sent tutuyor.
yeni
season
/ˈsiːzn/
mevsim; sezon
noun
The rainy season starts in June.
Yağmur mevsimi haziranda başlıyor.
yeni
floor
/flɔː/
zemin, kat
noun
Our office is on the third floor.
Ofisimiz üçüncü katta.
yeni
stuff
/stʌf/
şey, eşya
noun
Leave your stuff by the door.
Eşyalarını kapının yanına bırak.
yeni
wide
/waɪd/
geniş
adjective
The river is very wide here.
Nehir burada çok geniş.
yeni
analysis
/əˈnæləsɪs/
çözümleme
noun
The analysis took three months.
Çözümleme üç ay sürdü.
yeni
hotel
/həʊˈtel/
otel
noun
The hotel was fully booked.
Otel tamamen doluydu.
yeni
club
/klʌb/
kulüp
noun
She joined a reading club.
Bir okuma kulübüne katıldı.
yeni
below
/bɪˈləʊ/
aşağıda
preposition
Temperatures fell below zero.
Sıcaklıklar sıfırın altına düştü.
yeni
movie
/ˈmuːvi/
film
noun
The movie starts at eight.
Film sekizde başlıyor.
yeni
doctor
/ˈdɒktə/
doktor
noun
You should see a doctor.
Bir doktora görünmelisin.
yeni
discussion
/dɪˈskʌʃn/
tartışma, görüşme
noun
The discussion lasted two hours.
Görüşme iki saat sürdü.
yeni
sorry
/ˈsɒri/
üzgün
adjective
I am sorry about the delay.
Gecikme için üzgünüm.
yeni
nation
/ˈneɪʃn/
ulus
noun
The nation voted for change.
Ulus değişim için oy verdi.
yeni
nearly
/ˈnɪəli/
neredeyse
adverb
We are nearly finished.
Neredeyse bitirdik.
yeni
statement
/ˈsteɪtmənt/
açıklama, ifade
noun
The company issued a statement.
Şirket bir açıklama yayımladı.
yeni
introduce
/ˌɪntrəˈdjuːs/
tanıtmak; getirmek
verb
They introduced a new rule.
Yeni bir kural getirdiler.
yeni
advantage
/ədˈvɑːntɪdʒ/
avantaj, üstünlük
noun
Size gives them an advantage.
Büyüklük onlara avantaj sağlıyor.
yeni
ready
/ˈredi/
hazır
adjective
Dinner is ready.
Yemek hazır.
yeni
marry
/ˈmæri/
evlenmek
verb
They plan to marry in June.
Haziranda evlenmeyi planlıyorlar.
yeni
strike
/straɪk/
grev; vurmak
noun
The strike lasted five days.
Grev beş gün sürdü.
yeni
mile
/maɪl/
mil
noun
The beach is a mile away.
Plaj bir mil uzakta.
yeni
ability
/əˈbɪləti/
yetenek, kabiliyet
noun
She has a rare ability to explain.
Anlatma konusunda ender bir yeteneği var.
yeni
unit
/ˈjuːnɪt/
birim
noun
Each unit costs ten pounds.
Her birim on sterlin.
yeni
card
/kɑːd/
kart
noun
I paid with a card.
Kartla ödedim.
yeni
hospital
/ˈhɒspɪtl/
hastane
noun
She works at a large hospital.
Büyük bir hastanede çalışıyor.
yeni
quickly
/ˈkwɪkli/
hızlıca
adverb
She answered the question quickly.
Soruyu hızlıca cevapladı.
yeni
interview
/ˈɪntəvjuː/
görüşme, mülakat
noun
The interview lasted an hour.
Mülakat bir saat sürdü.
yeni
agreement
/əˈɡriːmənt/
anlaşma
noun
They reached an agreement.
Bir anlaşmaya vardılar.
yeni
tax
/tæks/
vergi
noun
The tax was cut by two percent.
Vergi yüzde iki indirildi.
yeni
capital
/ˈkæpɪtl/
sermaye; başkent
noun
  • büyük harf noun · in capitals = büyük harfle
They raised capital from investors.
Yatırımcılardan sermaye topladılar.
yeni
popular
/ˈpɒpjələ/
popüler, yaygın
adjective
The idea became popular quickly.
Fikir hızla yaygınlaştı.
yeni
beautiful
/ˈbjuːtɪfl/
güzel
adjective
It was a beautiful morning.
Güzel bir sabahtı.
yeni
fear
/fɪə/
korku; korkmak
noun
There is no reason for fear.
Korkmak için sebep yok.
yeni
aim
/eɪm/
amaç; hedeflemek
noun
The aim of the study is clear.
Çalışmanın amacı açık.
yeni
television
/ˈtelɪvɪʒn/
televizyon
noun
He watches little television.
Az televizyon izliyor.
yeni
serious
/ˈsɪəriəs/
ciddi
adjective
This is a serious problem.
Bu ciddi bir sorun.
yeni
degree
/dɪˈɡriː/
derece; diploma
noun
  • ölçü, oran noun · to some degree = bir ölçüde; 'derece' anlamından ayrı
She has a degree in biology.
Biyoloji diploması var.
yeni
pull
/pʊl/
çekmek
verb
Pull the handle firmly.
Kolu sıkıca çek.
yeni
red
/red/
kırmızı
adjective
The red light means stop.
Kırmızı ışık dur demek.
yeni
husband
/ˈhʌzbənd/
eş (erkek)
noun
Her husband is a teacher.
Eşi öğretmen.
yeni
movement
/ˈmuːvmənt/
hareket
noun
The movement spread across Europe.
Hareket Avrupa geneline yayıldı.
yeni
treat
/triːt/
davranmak; tedavi etmek
verb
Doctors treat the symptoms first.
Doktorlar önce belirtileri tedavi ediyor.
yeni
loss
/lɒs/
kayıp
noun
The company reported a loss.
Şirket zarar açıkladı.
yeni
modern
/ˈmɒdn/
modern, çağdaş
adjective
This is a modern building.
Bu modern bir bina.
yeni
bus
/bʌs/
otobüs
noun
The bus was late again.
Otobüs yine geç kaldı.
yeni
treatment
/ˈtriːtmənt/
tedavi; muamele
noun
The treatment lasted six weeks.
Tedavi altı hafta sürdü.
yeni
conference
/ˈkɒnfərəns/
konferans
noun
She spoke at an international conference.
Uluslararası bir konferansta konuştu.
yeni
supply
/səˈplaɪ/
arz; tedarik etmek
noun
Supply could not meet demand.
Arz talebi karşılayamadı.
yeni
village
/ˈvɪlɪdʒ/
köy
noun
The village has fifty houses.
Köyde elli ev var.
yeni
worth
/wɜːθ/
değerinde
adjective
The book is worth reading.
Kitap okumaya değer.
yeni
natural
/ˈnætʃrəl/
doğal
adjective
It is a natural process.
Bu doğal bir süreç.
yeni
express
/ɪkˈspres/
ifade etmek
verb
She expressed her concern clearly.
Endişesini açıkça ifade etti.
yeni
attend
/əˈtend/
katılmak; devam etmek
verb
Two hundred people attended the talk.
Konuşmaya iki yüz kişi katıldı.
yeni
brother
/ˈbrʌðə/
erkek kardeş
noun
My brother lives in Ankara.
Kardeşim Ankara'da yaşıyor.
yeni
investment
/ɪnˈvestmənt/
yatırım
noun
Investment in research increased.
Araştırmaya yatırım arttı.
yeni
score
/skɔː/
puan; skor
noun
Her score was above average.
Puanı ortalamanın üstündeydi.
yeni
organize
/ˈɔːɡənaɪz/
düzenlemek
verb
They organize a fair every spring.
Her bahar bir fuar düzenliyorlar.
yeni
trip
/trɪp/
yolculuk, gezi
noun
The trip takes four hours.
Yolculuk dört saat sürüyor.
yeni
sleep
/sliːp/
uyumak; uyku
verb
I did not sleep well.
İyi uyuyamadım.
yeni
fish
/fɪʃ/
balık
noun
The fish live in cold water.
Balıklar soğuk suda yaşıyor.
yeni
promise
/ˈprɒmɪs/
söz vermek; söz
verb
He promised to call back.
Geri arayacağına söz verdi.
yeni
trouble
/ˈtrʌbl/
sıkıntı, sorun
noun
We had trouble finding the address.
Adresi bulmakta sıkıntı yaşadık.
yeni
relation
/rɪˈleɪʃn/
ilişki
noun
There is no relation between the two.
İkisi arasında ilişki yok.
yeni
touch
/tʌtʃ/
dokunmak; temas
verb
Do not touch the screen.
Ekrana dokunma.
yeni
middle
/ˈmɪdl/
orta
noun
He woke in the middle of the night.
Gecenin ortasında uyandı.
yeni
bar
/bɑː/
bar; çubuk
noun
The bar closes at midnight.
Bar gece yarısı kapanıyor.
yeni
suffer
/ˈsʌfə/
acı çekmek, maruz kalmak
verb
The region suffers from drought.
Bölge kuraklıktan muzdarip.
yeni
deep
/diːp/
derin
adjective
The lake is very deep.
Göl çok derin.
yeni
except
/ɪkˈsept/
hariç
preposition
Everyone came except Ali.
Ali hariç herkes geldi.
yeni
clean
/kliːn/
temiz; temizlemek
adjective
The room is clean now.
Oda şimdi temiz.
yeni
tend
/tend/
eğiliminde olmak
verb
Prices tend to rise in winter.
Fiyatlar kışın yükselme eğiliminde.
yeni
advance
/ədˈvɑːns/
ilerleme; ilerlemek
noun
Recent advances changed the field.
Son ilerlemeler alanı değiştirdi.
yeni
fill
/fɪl/
doldurmak
verb
Fill the bottle with water.
Şişeyi suyla doldur.
yeni
star
/stɑː/
yıldız
noun
You can see the stars tonight.
Bu gece yıldızları görebilirsin.
yeni
generally
/ˈdʒenrəli/
genellikle
adverb
The method generally works well.
Yöntem genellikle iyi çalışıyor.
yeni
operation
/ˌɒpəˈreɪʃn/
operasyon, işlem
noun
The operation took two hours.
Ameliyat iki saat sürdü.
yeni
match
/mætʃ/
maç; eşleşmek
verb
The results match our prediction.
Sonuçlar tahminimizle örtüşüyor.
yeni
seat
/siːt/
koltuk, oturma yeri
noun
Every seat was taken.
Bütün koltuklar doluydu.
yeni
throw
/θrəʊ/
atmak, fırlatmak
verb
Do not throw it away.
Onu atma.
yeni
associate
/əˈsəʊʃieɪt/
bağdaştırmak, yakıştırmak
verb
We associate the smell with summer.
O kokuyu yazla ilişkilendiriyoruz.
yeni
blue
/bluː/
mavi
adjective
The sky was clear and blue.
Gökyüzü açık ve maviydi.
yeni
box
/bɒks/
kutu
noun
Put the files in the box.
Dosyaları kutuya koy.
yeni
huge
/hjuːdʒ/
kocaman, devasa
adjective
There was a huge difference.
Devasa bir fark vardı.
yeni
message
/ˈmesɪdʒ/
mesaj
noun
I left a message for her.
Ona bir mesaj bıraktım.
yeni
refer
/rɪˈfɜː/
atıfta bulunmak
verb
The author refers to earlier work.
Yazar önceki çalışmalara atıfta bulunuyor.
yeni
cold
/kəʊld/
soğuk
adjective
The water was too cold.
Su çok soğuktu.
yeni
push
/pʊʃ/
itmek
verb
Push the door gently.
Kapıyı nazikçe it.
yeni
quarter
/ˈkwɔːtə/
çeyrek
noun
  • üç aylık dönem noun · Mali takvimde yılın dörtte biri: in the first quarter
Sales rose in the last quarter.
Satışlar son çeyrekte arttı.
yeni
baby
/ˈbeɪbi/
bebek
noun
The baby slept all afternoon.
Bebek bütün öğleden sonra uyudu.
yeni
successful
/səkˈsesfl/
başarılı
adjective
The campaign was successful.
Kampanya başarılıydı.
yeni
sing
/sɪŋ/
şarkı söylemek
verb
They sing every Sunday.
Her pazar şarkı söylüyorlar.
yeni
competition
/ˌkɒmpəˈtɪʃn/
rekabet; yarışma
noun
Competition drove prices down.
Rekabet fiyatları düşürdü.
yeni
propose
/prəˈpəʊz/
önermek
verb
They propose a different method.
Farklı bir yöntem öneriyorlar.
yeni
reference
/ˈrefrəns/
kaynak, atıf
noun
Add a reference for that claim.
O iddia için bir kaynak ekle.
yeni
argument
/ˈɑːɡjumənt/
argüman, tartışma
noun
The argument is not convincing.
Argüman ikna edici değil.
yeni
fly
/flaɪ/
uçmak
verb
Birds fly south in winter.
Kuşlar kışın güneye uçar.
yeni
pattern
/ˈpætn/
örüntü, desen
noun
A clear pattern emerged.
Net bir örüntü ortaya çıktı.
yeni
application
/ˌæplɪˈkeɪʃn/
başvuru; uygulama
noun
Your application was accepted.
Başvurun kabul edildi.
yeni
hot
/hɒt/
sıcak
adjective
The soup is too hot.
Çorba çok sıcak.
yeni
obviously
/ˈɒbviəsli/
açıkça, belli ki
adverb
She was obviously tired.
Belli ki yorgundu.
yeni
unclear
/ˌʌnˈklɪə/
belirsiz, net olmayan
adjective
The reason remains unclear.
Sebep belirsizliğini koruyor.
yeni
bill
/bɪl/
fatura; yasa tasarısı
noun
The electricity bill doubled.
Elektrik faturası ikiye katlandı.
yeni
search
/sɜːtʃ/
aramak; arama
verb
They searched for hours.
Saatlerce aradılar.
yeni
separate
/ˈseprət/
ayrı; ayırmak
adjective
These are two separate issues.
Bunlar iki ayrı mesele.
yeni
central
/ˈsentrəl/
merkezî
adjective
This is the central argument.
Merkezî argüman bu.
yeni
career
/kəˈrɪə/
kariyer, meslek
noun
She changed career at forty.
Kırkında meslek değiştirdi.
yeni
anyway
/ˈeniweɪ/
yine de, her neyse
adverb
It was late, but we went anyway.
Geç olmuştu ama yine de gittik.
yeni
speech
/spiːtʃ/
konuşma, söylev
noun
His speech lasted ten minutes.
Konuşması on dakika sürdü.
yeni
dog
/dɒɡ/
köpek
noun
The dog barked all night.
Köpek bütün gece havladı.
yeni
officer
/ˈɒfɪsə/
memur, subay
noun
A police officer took our statement.
Bir polis memuru ifademizi aldı.
yeni
throughout
/θruːˈaʊt/
boyunca, her yerinde
preposition
The pattern repeats throughout the text.
Örüntü metin boyunca tekrarlanıyor.
yeni
oil
/ɔɪl/
petrol; yağ
noun
Oil prices fell again.
Petrol fiyatları yine düştü.
yeni
dress
/dres/
elbise; giyinmek
noun
She wore a simple dress.
Sade bir elbise giymişti.
yeni
profit
/ˈprɒfɪt/
kâr
noun
The firm made a small profit.
Firma küçük bir kâr elde etti.
yeni
guess
/ɡes/
tahmin etmek
verb
I guess she already knows.
Sanırım zaten biliyor.
yeni
fun
/fʌn/
eğlence, eğlenceli
noun
The trip was great fun.
Gezi çok eğlenceliydi.
yeni
protect
/prəˈtekt/
korumak
verb
The law protects consumers.
Yasa tüketicileri koruyor.
yeni
science
/ˈsaɪəns/
bilim
noun
She studies computer science.
Bilgisayar bilimi okuyor.
yeni
disease
/dɪˈziːz/
hastalık
noun
The disease spreads through water.
Hastalık suyla yayılıyor.
yeni
balance
/ˈbæləns/
denge
noun
  • bakiye, kalan tutar noun · account balance = hesap bakiyesi — 'denge' anlamından ayrı
It is hard to find the right balance.
Doğru dengeyi bulmak zor.
yeni
damage
/ˈdæmɪdʒ/
zarar; zarar vermek
noun
The storm caused serious damage.
Fırtına ciddi hasara yol açtı.
yeni
basis
/ˈbeɪsɪs/
temel, esas
noun
Decisions are made on this basis.
Kararlar bu esasa göre alınıyor.
yeni
basic
/ˈbeɪsɪk/
temel
adjective
These are the basic rules.
Bunlar temel kurallar.
yeni
encourage
/ɪnˈkʌrɪdʒ/
teşvik etmek
verb
Teachers encourage students to read.
Öğretmenler öğrencileri okumaya teşvik ediyor.
yeni
hair
/heə/
saç
noun
She cut her hair short.
Saçını kısa kestirdi.
yeni
male
/meɪl/
erkek
adjective
The male birds are brighter.
Erkek kuşlar daha parlak.
yeni
operate
/ˈɒpəreɪt/
işletmek; ameliyat etmek
verb
The machines operate day and night.
Makineler gece gündüz çalışıyor.
yeni
reflect
/rɪˈflekt/
yansıtmak
verb
  • üzerinde düşünmek verb · reflect on = -i derinlemesine düşünmek
The results reflect a wider trend.
Sonuçlar daha geniş bir eğilimi yansıtıyor.
yeni
exercise
/ˈeksəsaɪz/
egzersiz; alıştırma
noun
Regular exercise improves health.
Düzenli egzersiz sağlığı iyileştirir.
yeni
useful
/ˈjuːsfl/
yararlı
adjective
This is a useful tool.
Bu yararlı bir araç.
yeni
restaurant
/ˈrestrɒnt/
restoran
noun
The restaurant was full.
Restoran doluydu.
yeni
property
/ˈprɒpəti/
mülk; özellik
noun
This property belongs to the city.
Bu mülk şehre ait.
yeni
dark
/dɑːk/
karanlık; koyu
adjective
It gets dark early in winter.
Kışın erken karanlık oluyor.
yeni
imagine
/ɪˈmædʒɪn/
hayal etmek
verb
Imagine living without electricity.
Elektriksiz yaşamayı hayal et.
yeni
okay
/ˌəʊˈkeɪ/
tamam, iyi
adjective
Everything is okay now.
Her şey şimdi yolunda.
yeni
earn
/ɜːn/
kazanmak (para)
verb
She earns a good salary.
İyi bir maaş kazanıyor.
yeni
daughter
/ˈdɔːtə/
kız evlat
noun
Their daughter studies law.
Kızları hukuk okuyor.
yeni
post
/pəʊst/
posta; gönderi
noun
The post arrives before noon.
Posta öğleden önce geliyor.
yeni
newspaper
/ˈnjuːzpeɪpə/
gazete
noun
The newspaper published a correction.
Gazete bir düzeltme yayımladı.
yeni
conclusion
/kənˈkluːʒn/
sonuç, vargı
noun
The conclusion is not supported by data.
Vargı verilerle desteklenmiyor.
yeni
clock
/klɒk/
saat (duvar/masa)
noun
The clock on the wall stopped.
Duvardaki saat durdu.
yeni
weekend
/ˌwiːkˈend/
hafta sonu
noun
We travel at the weekend.
Hafta sonu seyahat ediyoruz.
yeni
perform
/pəˈfɔːm/
yapmak, icra etmek
verb
The team performed well.
Ekip iyi performans gösterdi.
yeni
memory
/ˈmeməri/
hafıza, bellek; anı
noun
Sleep improves memory.
Uyku belleği iyileştirir.
yeni
green
/ɡriːn/
yeşil
adjective
The fields turn green in spring.
Tarlalar baharda yeşerir.
yeni
song
/sɒŋ/
şarkı
noun
That song became a hit.
O şarkı hit oldu.
yeni
object
/ˈɒbdʒɪkt/
nesne, cisim
noun
  • itiraz etmek verb · object to = -e itiraz etmek
The object was found in the river.
Nesne nehirde bulundu.
yeni
ring
/rɪŋ/
yüzük; çalmak
noun
The phone did not ring.
Telefon çalmadı.
yeni
discover
/dɪˈskʌvə/
keşfetmek
verb
They discovered a new species.
Yeni bir tür keşfettiler.
yeni
dead
/ded/
ölü
adjective
The battery is dead.
Pil bitti.
yeni
afternoon
/ˌɑːftəˈnuːn/
öğleden sonra
noun
We meet on Friday afternoon.
Cuma öğleden sonra buluşuyoruz.
yeni
prefer
/prɪˈfɜː/
tercih etmek
verb
I prefer tea to coffee.
Çayı kahveye tercih ederim.
yeni
extend
/ɪkˈstend/
uzatmak, genişletmek
verb
They extended the deadline.
Son tarihi uzattılar.
yeni
direction
/dəˈrekʃn/
yön
noun
We walked in the wrong direction.
Yanlış yönde yürüdük.
yeni
facility
/fəˈsɪləti/
tesis; kolaylık
noun
The facility opened last year.
Tesis geçen yıl açıldı.
yeni
variety
/vəˈraɪəti/
çeşitlilik
noun
There is a wide variety of options.
Geniş bir seçenek çeşitliliği var.
yeni
clothes
/kləʊðz/
giysi, kıyafet
noun
Pack warm clothes.
Kalın giysiler al.
yeni
screen
/skriːn/
ekran
noun
  • elemek, incelemek verb · screen candidates/applicants = adayları elemek, incelemek
The screen went black.
Ekran karardı.
yeni
track
/træk/
iz; takip etmek
verb
We track the results weekly.
Sonuçları haftalık takip ediyoruz.
yeni
dance
/dɑːns/
dans etmek; dans
verb
They dance every Saturday.
Her cumartesi dans ediyorlar.
yeni
completely
/kəmˈpliːtli/
tamamen
adverb
The plan changed completely.
Plan tamamen değişti.
yeni
female
/ˈfiːmeɪl/
dişi, kadın
adjective
The female birds build the nest.
Dişi kuşlar yuvayı yapar.
yeni
original
/əˈrɪdʒənl/
özgün, asıl
adjective
The original text was lost.
Asıl metin kayboldu.
yeni
sister
/ˈsɪstə/
kız kardeş
noun
My sister works abroad.
Kız kardeşim yurt dışında çalışıyor.
yeni
rock
/rɒk/
kaya; taş
noun
  • sallamak, sarsmak verb
The rock is millions of years old.
Kaya milyonlarca yıllık.
yeni
dream
/driːm/
rüya, hayal
noun
It was only a dream.
Sadece bir rüyaydı.
yeni
university
/ˌjuːnɪˈvɜːsəti/
üniversite
noun
She teaches at a university.
Bir üniversitede ders veriyor.
yeni
easily
/ˈiːzəli/
kolayca
adverb
The problem can be solved easily.
Sorun kolayca çözülebilir.
yeni
agency
/ˈeɪdʒənsi/
ajans, kurum
noun
The agency published new figures.
Kurum yeni rakamlar yayımladı.
yeni
dollar
/ˈdɒlə/
dolar
noun
It costs twenty dollars.
Yirmi dolar tutuyor.
yeni
fix
/fɪks/
onarmak; sabitlemek
verb
Can you fix the printer?
Yazıcıyı tamir edebilir misin?
yeni
ahead
/əˈhed/
ileride, önde
adverb
There is a long road ahead.
Önümüzde uzun bir yol var.
yeni
cross
/krɒs/
geçmek; çapraz
verb
Cross the road carefully.
Yolu dikkatlice geç.
yeni
yeah
/jeə/
evet
adverb
Yeah, that works for me.
Evet, bana uyar.
yeni
candidate
/ˈkændɪdət/
aday
noun
Each candidate gave a short talk.
Her aday kısa bir konuşma yaptı.
yeni
proposal
/prəˈpəʊzl/
öneri, teklif
noun
The proposal was rejected.
Öneri reddedildi.
yeni
conversation
/ˌkɒnvəˈseɪʃn/
sohbet, konuşma
noun
We had a long conversation.
Uzun bir sohbet ettik.
yeni
pound
/paʊnd/
sterlin; libre
noun
The book costs ten pounds.
Kitap on sterlin.
yeni
magazine
/ˌmæɡəˈziːn/
dergi
noun
The magazine comes out monthly.
Dergi aylık çıkıyor.
yeni
shape
/ʃeɪp/
şekil, biçim
noun
The shape of the curve changed.
Eğrinin şekli değişti.
yeni
sea
/siː/
deniz
noun
The sea was calm that morning.
O sabah deniz sakindi.
yeni
immediately
/ɪˈmiːdiətli/
hemen, derhal
adverb
She replied immediately.
Hemen yanıt verdi.
yeni
welcome
/ˈwelkəm/
hoş karşılamak; hoş geldiniz
verb
We welcome your feedback.
Geri bildiriminizi memnuniyetle karşılıyoruz.
yeni
smile
/smaɪl/
gülümsemek; gülümseme
verb
She did not smile once.
Bir kez bile gülümsemedi.
yeni
communication
/kəˌmjuːnɪˈkeɪʃn/
iletişim
noun
Communication between teams improved.
Ekipler arası iletişim iyileşti.
yeni
agent
/ˈeɪdʒənt/
temsilci, ajan
noun
Our agent handled the booking.
Rezervasyonu temsilcimiz yaptı.
yeni
traditional
/trəˈdɪʃənl/
geleneksel
adjective
This is a traditional dish.
Bu geleneksel bir yemek.
yeni
judge
/dʒʌdʒ/
yargıç; yargılamak
noun
The judge dismissed the case.
Yargıç davayı reddetti.
yeni
suddenly
/ˈsʌdənli/
aniden
adverb
The rain stopped suddenly.
Yağmur aniden durdu.
yeni
favorite
/ˈfeɪvərɪt/
en sevilen, favori
adjective
This is my favorite chapter.
Bu en sevdiğim bölüm.
yeni
possibility
/ˌpɒsəˈbɪləti/
olasılık
noun
There is a possibility that the meeting will be cancelled.
Toplantının iptal edilmesi olasılığı var.
yeni
replace
/rɪˈpleɪs/
yerini almak, değiştirmek
verb
Machines have replaced many factory workers.
Makineler birçok fabrika işçisinin yerini aldı.
yeni
responsibility
/rɪˌspɒnsəˈbɪləti/
sorumluluk
noun
Each manager takes responsibility for their own team.
Her yönetici kendi ekibinin sorumluluğunu üstlenir.
yeni

Bu bölüm bitince ilk bin kelimenin içerik sözcüklerini tamamlamış olursunuz. Genel bir metnin dörtte üçünü tanıyor duruma gelirsiniz.

  • 179 noun
  • 79 verb
  • 46 adjective
  • 20 adverb

Yolun neresi

2. aşama · Sıklık listesini kapatın — günde bir oturumla bu havuz yaklaşık 52 günde biter.

Sıklık havuzlarının tamamında kelimeler 'öğrenildi' sayısına geçtiğinde — ya da testi tekrarlayıp genel kapsamınız %90'ın üstüne çıktığında.

Sırada: İkinci 1000

Kelimeleri cümle içinde sınamak için: cümle çevirisi setleri

Çalışma sırasının tamamı →

Kaynak

NGSL 1.2 — sıklık sırası 620–1000

New General Service List sürüm 1.2'nin ilk bininin ikinci yarısı. Her kelimenin sıklık sırası kaynak listeyle karşılaştırılarak doğrulanır. İşlev sözcükleri havuza alınmaz; onlar gramer referansında işlenir. Bandın 620-1000 aralığı, gündelik konuşmadan yazılı/kurumsal dile geçişin eşiğidir: ‘company’, ‘government’, ‘process’, ‘condition’ gibi kurum, süreç ve ölçü bildiren kelimeler burada yoğunlaşır — bunlar sokak İngilizcesinde değil, haber metni ve resmi yazışmada karşınıza çıkar. Bu bandı bitiren bir okuyucu, artık günlük diyalogdan çok gazete/haber diline hazırlanıyor demektir. Bu bantta biriken kelimeler genellikle bir haberi ya da raporu okurken cümlenin gövdesini taşıyan ama konuşma pratiğinde nadiren duyulan sözcüklerdir: measure, quality, support, increase gibi hem isim hem fiil olarak kullanılan kelimeler burada yoğunlaşır — havuzdaki kartların çoğu bu çift işlevi ayrıca işaretler.

Listenin kaynağına git →