İlk 1000 Kelime · Bölüm A

Genel sıklık listesinin en üst basamağı: İngilizcede en çok karşılaşılan kelimelerin ilk yarısı. Bu kelimeler her metinde, her konuşmada geçer.

  • 0 biliniyor
  • 0 öğreniliyor
  • 0 yeni
  • 0 bugün tekrar

Havuzdaki 327 kelimenin tamamı anlam · okunuş · örnek cümle
Kelime Anlam Örnek Durum
like
/laɪk/
beğenmek; gibi
verb
I like this song.
Bu şarkıyı beğeniyorum.
yeni
how
/haʊ/
nasıl
adverb
How does this work?
Bu nasıl çalışıyor?
yeni
back
/bæk/
geri; sırt
adverb
He came back late.
Geç geri döndü.
yeni
really
/ˈrɪəli/
gerçekten
adverb
It is really cold today.
Bugün gerçekten soğuk.
yeni
company
/ˈkʌmpəni/
şirket
noun
  • arkadaşlık, beraberlik noun · keep someone company
She works for a large company.
Büyük bir şirkette çalışıyor.
yeni
down
/daʊn/
aşağı
adverb
Prices went down last month.
Fiyatlar geçen ay düştü.
yeni
change
/tʃeɪndʒ/
değişmek, değiştirmek
verb
We need to change the plan.
Planı değiştirmemiz gerek.
yeni
write
/raɪt/
yazmak
verb
Please write your name here.
Lütfen adınızı buraya yazın.
yeni
same
/seɪm/
aynı
adjective
We took the same train.
Aynı trene bindik.
yeni
lot
/lɒt/
çok, bir sürü
noun
There is a lot of work today.
Bugün çok iş var.
yeni
number
/ˈnʌmbə/
sayı, numara
noun
Write down the number.
Sayıyı not et.
yeni
own
/əʊn/
kendi; sahip olmak
adjective
She has her own room.
Kendi odası var.
yeni
part
/pɑːt/
parça, bölüm
noun
This is the hardest part.
En zor kısım bu.
yeni
point
/pɔɪnt/
nokta; puan
noun
  • amaç, anlam noun · There is no point in… = -in anlamı yok
That is a good point.
Bu iyi bir nokta.
yeni
meet
/miːt/
buluşmak, tanışmak
verb
  • karşılamak verb · meet a need / meet the criteria
Let us meet at six.
Altıda buluşalım.
yeni
talk
/tɔːk/
konuşmak, sohbet etmek
verb
We need to talk about this.
Bunu konuşmamız gerek.
yeni
become
/bɪˈkʌm/
olmak, dönüşmek
verb
She wants to become a doctor.
Doktor olmak istiyor.
yeni
interest
/ˈɪntrəst/
ilgi; faiz
noun
  • çıkar, menfaat noun · conflict of interest / in the public interest
She has an interest in music.
Müziğe ilgisi var.
yeni
late
/leɪt/
geç
adjective
Sorry, I am late.
Kusura bakma, geç kaldım.
yeni
end
/end/
son; bitmek
noun
The film ends at ten.
Film onda bitiyor.
yeni
why
/waɪ/
neden
adverb
Why did you leave?
Neden ayrıldın?
yeni
week
/wiːk/
hafta
noun
The course lasts eight weeks.
Ders sekiz hafta sürüyor.
yeni
play
/pleɪ/
oynamak; çalmak
verb
The children play outside.
Çocuklar dışarıda oynuyor.
yeni
include
/ɪnˈkluːd/
içermek
verb
The price includes breakfast.
Fiyata kahvaltı dahil.
yeni
course
/kɔːs/
kurs; rota
noun
I took an online course.
Çevrimiçi bir kurs aldım.
yeni
report
/rɪˈpɔːt/
rapor; bildirmek
noun
The report is ready.
Rapor hazır.
yeni
group
/ɡruːp/
grup
noun
We work in small groups.
Küçük gruplar hâlinde çalışıyoruz.
yeni
case
/keɪs/
durum, vaka
noun
  • dava noun · Hukuk bağlamında
In that case, we should wait.
Bu durumda beklemeliyiz.
yeni
seem
/siːm/
görünmek
verb
You seem tired.
Yorgun görünüyorsun.
yeni
let
/let/
bırakmak, izin vermek
verb
Let me help you.
İzin ver yardım edeyim.
yeni
kind
/kaɪnd/
tür; nazik
noun
What kind of music do you enjoy?
Ne tür müzik seversin?
yeni
system
/ˈsɪstəm/
sistem
noun
The system is slow again.
Sistem yine yavaş.
yeni
every
/ˈevri/
her
determiner
She calls every day.
Her gün arıyor.
yeni
set
/set/
koymak, ayarlamak
verb
Set the alarm for seven.
Alarmı yediye kur.
yeni
study
/ˈstʌdi/
ders çalışmak; araştırma
verb
I study every evening.
Her akşam ders çalışıyorum.
yeni
follow
/ˈfɒləʊ/
takip etmek
verb
  • anlamak, takip edebilmek verb · Do you follow?
Follow the instructions carefully.
Talimatları dikkatle izleyin.
yeni
begin
/bɪˈɡɪn/
başlamak
verb
The class begins at nine.
Ders dokuzda başlıyor.
yeni
run
/rʌn/
koşmak; işletmek
verb
She runs a small shop.
Küçük bir dükkân işletiyor.
yeni
turn
/tɜːn/
dönmek, çevirmek
verb
Turn left at the corner.
Köşeden sola dön.
yeni
bring
/brɪŋ/
getirmek
verb
Bring your notes tomorrow.
Yarın notlarını getir.
yeni
hand
/hænd/
el
noun
  • vermek, uzatmak verb · hand in = teslim etmek
He raised his hand.
Elini kaldırdı.
yeni
state
/steɪt/
durum; devlet
noun
  • belirtmek, ifade etmek verb · as stated above — akademik metinde çok sık
The house is in a poor state.
Ev kötü durumda.
yeni
move
/muːv/
hareket etmek, taşınmak
verb
They moved to another city.
Başka bir şehre taşındılar.
yeni
fact
/fækt/
gerçek, olgu
noun
That is a well-known fact.
Bu bilinen bir gerçek.
yeni
provide
/prəˈvaɪd/
sağlamak
verb
The school provides free books.
Okul ücretsiz kitap sağlıyor.
yeni
read
/riːd/
okumak
verb
I read the news every morning.
Her sabah haberleri okurum.
yeni
month
/mʌnθ/
ay
noun
We meet once a month.
Ayda bir buluşuyoruz.
yeni
business
/ˈbɪznəs/
iş, ticaret
noun
He started his own business.
Kendi işini kurdu.
yeni
information
/ˌɪnfəˈmeɪʃn/
bilgi
noun
We need more information.
Daha fazla bilgiye ihtiyacımız var.
yeni
open
/ˈəʊpən/
açmak; açık
verb
The shop opens at eight.
Dükkân sekizde açılıyor.
yeni
order
/ˈɔːdə/
sipariş; düzen
noun
  • emir, buyruk noun · in order to = -mek için (kalıp)
I placed an order online.
Çevrimiçi sipariş verdim.
yeni
government
/ˈɡʌvənmənt/
hükûmet
noun
The government announced new rules.
Hükûmet yeni kurallar açıkladı.
yeni
market
/ˈmɑːkɪt/
pazar, piyasa
noun
The market opened lower today.
Piyasa bugün düşük açıldı.
yeni
pay
/peɪ/
ödemek
verb
I will pay by card.
Kartla ödeyeceğim.
yeni
build
/bɪld/
inşa etmek
verb
They are building a new bridge.
Yeni bir köprü inşa ediyorlar.
yeni
hold
/həʊld/
tutmak
verb
  • düzenlemek, yapmak verb · hold a meeting / an election — akademik ve haber dilinde çok sık
  • geçerli olmak verb · hold true / this holds for…
Hold the door, please.
Kapıyı tut lütfen.
yeni
service
/ˈsɜːvɪs/
hizmet
noun
The service was excellent.
Hizmet mükemmeldi.
yeni
believe
/bɪˈliːv/
inanmak
verb
I believe she is right.
Bence haklı.
yeni
second
/ˈsekənd/
saniye; ikinci
noun
  • desteklemek verb · second a motion — toplantı dilinde
Wait a second.
Bir saniye bekle.
yeni
love
/lʌv/
sevmek; aşk
verb
They love their new house.
Yeni evlerini çok seviyorlar.
yeni
increase
/ɪnˈkriːs/
artmak, artırmak
verb
Sales increased by ten percent.
Satışlar yüzde on arttı.
yeni
plan
/plæn/
plan; planlamak
noun
We have a clear plan.
Net bir planımız var.
yeni
result
/rɪˈzʌlt/
sonuç
noun
The result was surprising.
Sonuç şaşırtıcıydı.
yeni
away
/əˈweɪ/
uzağa, uzakta
adverb
The station is two miles away.
İstasyon üç kilometre uzakta.
yeni
example
/ɪɡˈzɑːmpl/
örnek
noun
Give me an example.
Bana bir örnek ver.
yeni
happen
/ˈhæpən/
olmak, meydana gelmek
verb
What happened last night?
Dün gece ne oldu?
yeni
offer
/ˈɒfə/
teklif etmek; teklif
verb
They offered me a job.
Bana iş teklif ettiler.
yeni
close
/kləʊz/
kapatmak; yakın
verb
Please close the window.
Lütfen pencereyi kapat.
yeni
program
/ˈprəʊɡræm/
program
noun
The program starts at eight.
Program sekizde başlıyor.
yeni
lead
/liːd/
yönetmek, yol açmak
verb
  • kurşun (metal) noun · Okunuşu değişir: /led/ — fiil 'yönetmek' /liːd/ ile aynı yazılır
This road leads to the sea.
Bu yol denize çıkıyor.
yeni
buy
/baɪ/
satın almak
verb
I want to buy a new phone.
Yeni bir telefon almak istiyorum.
yeni
thank
/θæŋk/
teşekkür etmek
verb
I want to thank everyone.
Herkese teşekkür etmek istiyorum.
yeni
far
/fɑː/
uzak
adverb
How far is the airport?
Havalimanı ne kadar uzakta?
yeni
hour
/ˈaʊə/
saat (süre)
noun
The trip takes two hours.
Yolculuk iki saat sürüyor.
yeni
face
/feɪs/
yüz; yüzleşmek
noun
She has a friendly face.
Güler yüzlü biri.
yeni
hope
/həʊp/
ummak; umut
verb
I hope you feel better.
Umarım daha iyi hissedersin.
yeni
idea
/aɪˈdɪə/
fikir
noun
That is a great idea.
Bu harika bir fikir.
yeni
cost
/kɒst/
maliyet; mal olmak
noun
The repair cost too much.
Tamir çok pahalıya mal oldu.
yeni
room
/ruːm/
oda; yer
noun
There is no room for another chair.
Başka bir sandalyeye yer yok.
yeni
until
/ənˈtɪl/
-e kadar
preposition
We waited until midnight.
Gece yarısına kadar bekledik.
yeni
reason
/ˈriːzn/
sebep
noun
Give me one good reason.
Bana iyi bir sebep söyle.
yeni
form
/fɔːm/
form; oluşturmak
noun
  • biçim, şekil noun · in the form of = -in biçiminde
Fill in the form, please.
Formu doldurun lütfen.
yeni
spend
/spend/
harcamak; geçirmek
verb
We spend too much time online.
Çevrimiçi çok fazla zaman harcıyoruz.
yeni
head
/hed/
baş, kafa
noun
  • yönetmek, başında olmak verb · head a department
He turned his head slowly.
Başını yavaşça çevirdi.
yeni
car
/kɑː/
araba
noun
My car broke down again.
Arabam yine bozuldu.
yeni
level
/ˈlevl/
seviye, düzey
noun
The water level is rising.
Su seviyesi yükseliyor.
yeni
person
/ˈpɜːsn/
kişi
noun
She is a very kind person.
Çok nazik bir insan.
yeni
experience
/ɪkˈspɪəriəns/
deneyim
noun
He has years of experience.
Yılların deneyimi var.
yeni
once
/wʌns/
bir kez; bir zamanlar
adverb
I have been there once.
Oraya bir kez gittim.
yeni
member
/ˈmembə/
üye
noun
She is a member of the team.
Takımın üyesi.
yeni
bad
/bæd/
kötü
adjective
The weather was bad all week.
Hava bütün hafta kötüydü.
yeni
able
/ˈeɪbl/
muktedir, yapabilen
adjective
We were able to finish on time.
Zamanında bitirebildik.
yeni
support
/səˈpɔːt/
desteklemek; destek
verb
They support the new policy.
Yeni politikayı destekliyorlar.
yeni
line
/laɪn/
çizgi; hat; sıra
noun
Draw a straight line.
Düz bir çizgi çiz.
yeni
present
/ˈpreznt/
mevcut; hediye
adjective
  • sunmak, ortaya koymak verb · Fiil olarak vurgu sonda: /prɪˈzent/
All members were present.
Bütün üyeler hazırdı.
yeni
side
/saɪd/
taraf, yan
noun
Park on the other side.
Diğer tarafa park et.
yeni
sure
/ʃʊə/
emin
adjective
Are you sure about this?
Bundan emin misin?
yeni
term
/tɜːm/
terim; dönem
noun
  • koşul, şart noun · Çoğul: the terms of the agreement
This is a technical term.
Bu teknik bir terim.
yeni
age
/eɪdʒ/
yaş; çağ
noun
Children under the age of six pay nothing.
Altı yaş altındaki çocuklar ödeme yapmaz.
yeni
low
/ləʊ/
alçak, düşük
adjective
Prices are very low now.
Fiyatlar şu an çok düşük.
yeni
speak
/spiːk/
konuşmak (bir dili); söz almak
verb
Do you speak English?
İngilizce konuşuyor musun?
yeni
public
/ˈpʌblɪk/
kamusal, halka açık
adjective
  • halk, kamuoyu noun · the general public = geniş halk kitlesi — sıfat anlamından ayrı
The park is open to the public.
Park halka açık.
yeni
train
/treɪn/
tren; eğitmek
noun
The train leaves at noon.
Tren öğlen kalkıyor.
yeni
possible
/ˈpɒsəbl/
mümkün
adjective
Is it possible to change the date?
Tarihi değiştirmek mümkün mü?
yeni
actually
/ˈæktʃuəli/
aslında
adverb
Actually, I disagree.
Aslında katılmıyorum.
yeni
view
/vjuː/
görüş; manzara
noun
The room has a lovely view.
Odanın güzel bir manzarası var.
yeni
consider
/kənˈsɪdə/
göz önünde bulundurmak
verb
We should consider other options.
Başka seçenekleri de düşünmeliyiz.
yeni
parent
/ˈpeərənt/
ebeveyn
noun
Her parents live abroad.
Ailesi yurt dışında yaşıyor.
yeni
party
/ˈpɑːti/
parti
noun
  • taraf noun · Sözleşme ve hukuk metninde: the parties involved
They joined a political party.
Bir siyasi partiye katıldılar.
yeni
local
/ˈləʊkl/
yerel
adjective
We shop at the local market.
Yerel pazardan alışveriş yapıyoruz.
yeni
control
/kənˈtrəʊl/
kontrol; denetlemek
noun
The driver lost control.
Sürücü kontrolü kaybetti.
yeni
concern
/kənˈsɜːn/
endişe, kaygı
noun
  • ilgilendirmek, ile ilgili olmak verb · be concerned with = ile ilgili olmak — akademik metinde çoğu zaman fiil
Safety is our main concern.
Ana kaygımız güvenlik.
yeni
product
/ˈprɒdʌkt/
ürün
noun
  • çarpım noun · Matematikte iki sayının çarpımı; mecazi: a product of = -in ürünü/sonucu
The product sells well.
Ürün iyi satıyor.
yeni
lose
/luːz/
kaybetmek
verb
Do not lose your ticket.
Biletini kaybetme.
yeni
story
/ˈstɔːri/
hikâye
noun
  • kat noun · 🇺🇸 story, 🇬🇧 storey — binanın katı
She told us a long story.
Bize uzun bir hikâye anlattı.
yeni
almost
/ˈɔːlməʊst/
neredeyse
adverb
We are almost there.
Neredeyse vardık.
yeni
continue
/kənˈtɪnjuː/
devam etmek
verb
The rain continued all day.
Yağmur bütün gün devam etti.
yeni
stand
/stænd/
ayakta durmak; katlanmak
verb
  • duruş, tutum noun · take a stand on = -de tavır almak
Please stand near the door.
Lütfen kapının yanında durun.
yeni
whole
/həʊl/
bütün
adjective
She read the whole book.
Kitabın tamamını okudu.
yeni
rate
/reɪt/
oran; hız
noun
The interest rate went up.
Faiz oranı yükseldi.
yeni
care
/keə/
bakım; önemsemek
noun
He takes care of his parents.
Ailesine bakıyor.
yeni
expect
/ɪkˈspekt/
beklemek, ummak
verb
We expect good results.
İyi sonuçlar bekliyoruz.
yeni
effect
/ɪˈfekt/
etki
noun
  • yürürlük noun · in effect = fiilen, yürürlükte; come into effect = yürürlüğe girmek
  • gerçekleştirmek verb · effect a change = bir değişimi hayata geçirmek — 'affect' ile karıştırılmamalı
The drug had no effect.
İlacın etkisi olmadı.
yeni
sort
/sɔːt/
tür; ayıklamak
noun
What sort of book is it?
Ne tür bir kitap bu?
yeni
cause
/kɔːz/
sebep; yol açmak
verb
Smoking causes many diseases.
Sigara pek çok hastalığa yol açar.
yeni
fall
/fɔːl/
düşmek
verb
Leaves fall in autumn.
Yapraklar sonbaharda düşer.
yeni
deal
/diːl/
anlaşma; ilgilenmek
noun
They made a good deal.
İyi bir anlaşma yaptılar.
yeni
send
/send/
göndermek
verb
I will send you the file.
Sana dosyayı göndereceğim.
yeni
allow
/əˈlaʊ/
izin vermek, olanak tanımak
verb
Smoking is not allowed here.
Burada sigara içmek yasak.
yeni
soon
/suːn/
yakında
adverb
We will know soon.
Yakında öğreneceğiz.
yeni
watch
/wɒtʃ/
izlemek
verb
  • kol saati noun · Duvar/masa saati clock
We watch a film every Friday.
Her cuma film izliyoruz.
yeni
base
/beɪs/
temel; dayandırmak
verb
The theory is based on data.
Kuram verilere dayanıyor.
yeni
probably
/ˈprɒbəbli/
muhtemelen
adverb
She will probably arrive late.
Muhtemelen geç gelecek.
yeni
suggest
/səˈdʒest/
önermek
verb
I suggest we start now.
Şimdi başlamamızı öneriyorum.
yeni
past
/pɑːst/
geçmiş
noun
We cannot change the past.
Geçmişi değiştiremeyiz.
yeni
power
/ˈpaʊə/
güç; elektrik
noun
The power went out last night.
Dün gece elektrik kesildi.
yeni
test
/test/
test; sınamak
noun
The test was easier than expected.
Test beklenenden kolaydı.
yeni
visit
/ˈvɪzɪt/
ziyaret etmek
verb
We visit them every summer.
Onları her yaz ziyaret ediyoruz.
yeni
center
/ˈsentə/
merkez
noun
The hotel is in the city center.
Otel şehir merkezinde.
yeni
return
/rɪˈtɜːn/
dönmek; iade etmek
verb
  • getiri, kazanç noun · return on investment
She returned the book yesterday.
Kitabı dün iade etti.
yeni
mother
/ˈmʌðə/
anne
noun
My mother is a nurse.
Annem hemşire.
yeni
walk
/wɔːk/
yürümek
verb
We walk to school every day.
Her gün okula yürüyoruz.
yeni
mind
/maɪnd/
zihin, akıl
noun
  • önemsemek, aldırmak verb · Do/would you mind…? kalıbında nazik istek ve izin sorularında çok sık
Keep an open mind.
Açık fikirli ol.
yeni
value
/ˈvæljuː/
değer
noun
  • değer vermek verb
  • değerler, ilkeler noun · Çoğul kullanımda ahlaki değerler
The house lost half its value.
Ev değerinin yarısını kaybetti.
yeni
office
/ˈɒfɪs/
ofis, büro
noun
She left the office early.
Ofisten erken ayrıldı.
yeni
record
/ˈrekɔːd/
kayıt; kaydetmek
noun
Keep a record of your spending.
Harcamalarının kaydını tut.
yeni
stay
/steɪ/
kalmak
verb
We stayed at a small hotel.
Küçük bir otelde kaldık.
yeni
stop
/stɒp/
durmak, durdurmak
verb
The bus stops here.
Otobüs burada duruyor.
yeni
light
/laɪt/
ışık; hafif
noun
Turn on the light, please.
Işığı aç lütfen.
yeni
develop
/dɪˈveləp/
geliştirmek
verb
They developed a new method.
Yeni bir yöntem geliştirdiler.
yeni
remember
/rɪˈmembə/
hatırlamak
verb
I cannot remember her name.
Adını hatırlayamıyorum.
yeni
bit
/bɪt/
parça, biraz
noun
Wait a bit longer.
Biraz daha bekle.
yeni
share
/ʃeə/
paylaşmak
verb
  • hisse, pay noun · Borsa bağlamında 'hisse senedi'
They share an office.
Bir ofisi paylaşıyorlar.
yeni
real
/rɪəl/
gerçek
adjective
This is a real problem.
Bu gerçek bir sorun.
yeni
answer
/ˈɑːnsə/
cevap; cevaplamak
verb
Nobody answered the phone.
Telefonu kimse açmadı.
yeni
sit
/sɪt/
oturmak
verb
Please sit down.
Lütfen oturun.
yeni
figure
/ˈfɪɡə/
rakam; şekil
noun
  • kişi, şahsiyet noun · a leading figure in…
The figures show a clear rise.
Rakamlar net bir artış gösteriyor.
yeni
letter
/ˈletə/
mektup; harf
noun
She wrote a long letter.
Uzun bir mektup yazdı.
yeni
language
/ˈlæŋɡwɪdʒ/
dil
noun
He speaks three languages.
Üç dil konuşuyor.
yeni
subject
/ˈsʌbdʒɪkt/
konu; özne
noun
  • tabi, bağlı adjective · subject to = -e tabi, -e bağlı
  • maruz bırakmak verb · subject someone to something
Let us change the subject.
Konuyu değiştirelim.
yeni
class
/klɑːs/
sınıf; ders
noun
The class starts in ten minutes.
Ders on dakika sonra başlıyor.
yeni
development
/dɪˈveləpmənt/
gelişme, kalkınma
noun
Economic development slowed down.
Ekonomik kalkınma yavaşladı.
yeni
town
/taʊn/
kasaba
noun
They live in a small town.
Küçük bir kasabada yaşıyorlar.
yeni
half
/hɑːf/
yarım
noun
Half the seats were empty.
Koltukların yarısı boştu.
yeni
minute
/ˈmɪnɪt/
dakika
noun
  • çok küçük, ayrıntılı adjective · bu anlamda farklı okunur: /maɪˈnjuːt/ — 'dakika' anlamındaki /ˈmɪnɪt/'ten ayrı
I will be back in a minute.
Bir dakikaya dönerim.
yeni
break
/breɪk/
kırmak; ara
verb
Do not break the glass.
Bardağı kırma.
yeni
clear
/klɪə/
açık, net
adjective
The instructions are clear.
Talimatlar açık.
yeni
future
/ˈfjuːtʃə/
gelecek
noun
Nobody knows the future.
Geleceği kimse bilmiyor.
yeni
ago
/əˈɡəʊ/
önce
adverb
She left two hours ago.
İki saat önce ayrıldı.
yeni
remain
/rɪˈmeɪn/
kalmak, sürmek
verb
The problem remains unsolved.
Sorun çözülmemiş durumda.
yeni
top
/tɒp/
tepe, üst
noun
Her name is at the top of the list.
Adı listenin başında.
yeni
win
/wɪn/
kazanmak
verb
They always win at home.
Evinde hep kazanıyorlar.
yeni
color
/ˈkʌlə/
renk
noun
What is your favourite color?
En sevdiğin renk ne?
yeni
reach
/riːtʃ/
ulaşmak
verb
We reached the village at dusk.
Köye akşamüstü ulaştık.
yeni
social
/ˈsəʊʃl/
toplumsal, sosyal
adjective
Social media changed the debate.
Sosyal medya tartışmayı değiştirdi.
yeni
note
/nəʊt/
not; belirtmek
noun
  • banknot, kâğıt para noun · 🇬🇧 note, 🇺🇸 bill
She made a note of the address.
Adresi not aldı.
yeni
history
/ˈhɪstri/
tarih
noun
He teaches history at a school.
Bir okulda tarih öğretiyor.
yeni
drive
/draɪv/
sürmek; itki
verb
  • yol açmak, itmek verb · drive change / drive growth — akademik metinde sık
She drives to work every day.
Her gün işe arabayla gidiyor.
yeni
type
/taɪp/
tür; yazmak
noun
What type of coffee do you want?
Ne tür kahve istersin?
yeni
sound
/saʊnd/
ses; kulağa gelmek
noun
  • sağlam, tutarlı adjective · a sound argument / sound reasoning — akademik metinde sık
That sounds like a good plan.
Kulağa iyi bir plan gibi geliyor.
yeni
eye
/aɪ/
göz
noun
She closed her eyes.
Gözlerini kapattı.
yeni
music
/ˈmjuːzɪk/
müzik
noun
He listens to music while working.
Çalışırken müzik dinliyor.
yeni
game
/ɡeɪm/
oyun; maç
noun
The game lasted three hours.
Oyun üç saat sürdü.
yeni
political
/pəˈlɪtɪkl/
siyasi
adjective
It became a political issue.
Siyasi bir mesele hâline geldi.
yeni
free
/friː/
ücretsiz; özgür
adjective
Entry is free on Sundays.
Pazar günleri giriş ücretsiz.
yeni
receive
/rɪˈsiːv/
almak
verb
I received your message.
Mesajını aldım.
yeni
moment
/ˈməʊmənt/
an
noun
Wait a moment, please.
Bir an bekleyin lütfen.
yeni
sale
/seɪl/
satış
noun
The sale ends on Friday.
İndirim cuma günü bitiyor.
yeni
further
/ˈfɜːðə/
daha ileri, ayrıca
adverb
We need further information.
Daha fazla bilgiye ihtiyacımız var.
yeni
body
/ˈbɒdi/
beden, gövde
noun
  • kurul, organ noun · a governing/regulatory body = yönetim/denetim kurulu
  • bütün, yığın noun · a body of evidence/work = bir bütün olarak kanıtlar/eserler
The human body needs water.
İnsan bedeninin suya ihtiyacı var.
yeni
wait
/weɪt/
beklemek
verb
We waited for an hour.
Bir saat bekledik.
yeni
general
/ˈdʒenrəl/
genel
adjective
This is the general rule.
Genel kural bu.
yeni
appear
/əˈpɪə/
görünmek, ortaya çıkmak
verb
A new problem appeared.
Yeni bir sorun ortaya çıktı.
yeni
easy
/ˈiːzi/
kolay
adjective
The exam was easy.
Sınav kolaydı.
yeni
full
/fʊl/
dolu
adjective
The room was full of people.
Oda insan doluydu.
yeni
black
/blæk/
siyah
adjective
She wore a black coat.
Siyah bir palto giymişti.
yeni
sense
/sens/
duyu; anlam
noun
That does not make sense.
Bu anlamlı değil.
yeni
perhaps
/pəˈhæps/
belki, muhtemelen
adverb
Perhaps we should wait.
Belki beklemeliyiz.
yeni
add
/æd/
eklemek
verb
Add some salt to the soup.
Çorbaya biraz tuz ekle.
yeni
rule
/ruːl/
kural; yönetmek
noun
The rule applies to everyone.
Kural herkes için geçerli.
yeni
pass
/pɑːs/
geçmek
verb
She passed the exam.
Sınavı geçti.
yeni
produce
/prəˈdjuːs/
üretmek
verb
  • sebze meyve, tarım ürünü noun · İsim olarak vurgu başta: /ˈprɒdjuːs/
The factory produces steel.
Fabrika çelik üretiyor.
yeni
short
/ʃɔːt/
kısa
adjective
It was a short meeting.
Kısa bir toplantıydı.
yeni
agree
/əˈɡriː/
katılmak, hemfikir olmak
verb
I agree with you.
Sana katılıyorum.
yeni
law
/lɔː/
yasa, hukuk
noun
The new law takes effect in June.
Yeni yasa haziranda yürürlüğe giriyor.
yeni
cover
/ˈkʌvə/
kapsamak; örtmek
verb
  • haber yapmak verb · cover a story — gazetecilik dilinde
The book covers three centuries.
Kitap üç yüzyılı kapsıyor.
yeni
paper
/ˈpeɪpə/
kâğıt; makale
noun
She published a paper on this.
Bu konuda bir makale yayımladı.
yeni
position
/pəˈzɪʃn/
konum; pozisyon
noun
  • tutum, görüş noun · take a position on = bir konuda tutum almak — akademik tartışma yazısında sık
He applied for the position.
Pozisyona başvurdu.
yeni
human
/ˈhjuːmən/
insan; insani
adjective
Human behaviour is complex.
İnsan davranışı karmaşık.
yeni
computer
/kəmˈpjuːtə/
bilgisayar
noun
My computer crashed again.
Bilgisayarım yine çöktü.
yeni
situation
/ˌsɪtʃuˈeɪʃn/
durum
noun
The situation improved slowly.
Durum yavaşça düzeldi.
yeni
staff
/stɑːf/
personel, kadro
noun
The staff work long hours.
Personel uzun saatler çalışıyor.
yeni
activity
/ækˈtɪvəti/
etkinlik, faaliyet
noun
Physical activity improves sleep.
Fiziksel etkinlik uykuyu iyileştirir.
yeni
film
/fɪlm/
film
noun
The film won several awards.
Film birkaç ödül kazandı.
yeni
morning
/ˈmɔːnɪŋ/
sabah
noun
I run every morning.
Her sabah koşuyorum.
yeni
war
/wɔː/
savaş
noun
The war lasted four years.
Savaş dört yıl sürdü.
yeni
account
/əˈkaʊnt/
hesap; açıklama
noun
  • açıklamak verb · account for = açıklamak; -in payına düşmek
She opened a bank account.
Banka hesabı açtı.
yeni
shop
/ʃɒp/
dükkân; alışveriş yapmak
noun
The shop closes at nine.
Dükkân dokuzda kapanıyor.
yeni
above
/əˈbʌv/
yukarıda, üstünde
preposition
The temperature stayed above zero.
Sıcaklık sıfırın üstünde kaldı.
yeni
event
/ɪˈvent/
olay, etkinlik
noun
The event was cancelled.
Etkinlik iptal edildi.
yeni
special
/ˈspeʃl/
özel
adjective
Today is a special day.
Bugün özel bir gün.
yeni
condition
/kənˈdɪʃn/
koşul; durum
noun
The car is in good condition.
Araba iyi durumda.
yeni
carry
/ˈkæri/
taşımak
verb
Please carry this box upstairs.
Lütfen bu kutuyu yukarı taşı.
yeni
choose
/tʃuːz/
seçmek
verb
You can choose any colour.
İstediğin rengi seçebilirsin.
yeni
father
/ˈfɑːðə/
baba
noun
His father was an engineer.
Babası mühendisti.
yeni
decision
/dɪˈsɪʒn/
karar
noun
It was a difficult decision.
Zor bir karardı.
yeni
table
/ˈteɪbl/
masa; tablo
noun
The data appear in table two.
Veriler ikinci tabloda yer alıyor.
yeni
certain
/ˈsɜːtn/
kesin; belirli
adjective
I am certain about the date.
Tarihten eminim.
yeni
forward
/ˈfɔːwəd/
ileri
adverb
We look forward to your reply.
Cevabınızı bekliyoruz.
yeni
main
/meɪn/
ana, başlıca
adjective
That is the main reason.
Ana sebep bu.
yeni
die
/daɪ/
ölmek
verb
The plant died without water.
Bitki susuz kaldı ve öldü.
yeni
bear
/beə/
katlanmak; taşımak
verb
I cannot bear this noise.
Bu gürültüye katlanamıyorum.
yeni
cut
/kʌt/
kesmek
verb
They cut the budget again.
Bütçeyi yine kestiler.
yeni
describe
/dɪˈskraɪb/
betimlemek, tarif etmek
verb
Describe what you saw.
Gördüğünü anlat.
yeni
especially
/ɪˈspeʃəli/
özellikle
adverb
It is cold, especially at night.
Hava soğuk, özellikle geceleri.
yeni
strong
/strɒŋ/
güçlü
adjective
There is strong evidence for this.
Bunun güçlü kanıtı var.
yeni
rise
/raɪz/
yükselmek
verb
Prices rise every January.
Fiyatlar her ocak ayında yükseliyor.
yeni
girl
/ɡɜːl/
kız
noun
The girl won first prize.
Kız birincilik ödülünü kazandı.
yeni
maybe
/ˈmeɪbi/
belki, olur da
adverb
Maybe she forgot.
Belki unutmuştur.
yeni
else
/els/
başka
adverb
Is there anything else?
Başka bir şey var mı?
yeni
particular
/pəˈtɪkjələ/
belirli, özel
adjective
Is there a particular reason?
Belirli bir sebep var mı?
yeni
difficult
/ˈdɪfɪkəlt/
zor
adjective
This is a difficult question.
Bu zor bir soru.
yeni
please
/pliːz/
lütfen; memnun etmek
adverb
Please wait outside.
Lütfen dışarıda bekleyin.
yeni
detail
/ˈdiːteɪl/
ayrıntı
noun
Explain it in detail.
Ayrıntılı biçimde açıkla.
yeni
difference
/ˈdɪfrəns/
fark
noun
There is a big difference.
Büyük bir fark var.
yeni
action
/ˈækʃn/
eylem
noun
We must take action now.
Şimdi harekete geçmeliyiz.
yeni
health
/helθ/
sağlık
noun
Her health improved quickly.
Sağlığı hızla düzeldi.
yeni
eat
/iːt/
yemek yemek
verb
We eat dinner at seven.
Akşam yemeğini yedide yiyoruz.
yeni
step
/step/
adım
noun
This is the first step.
Bu ilk adım.
yeni
true
/truː/
doğru, gerçek
adjective
The rumour turned out to be true.
Söylenti doğru çıktı.
yeni
phone
/fəʊn/
telefon
noun
My phone is out of battery.
Telefonumun şarjı bitti.
yeni
draw
/drɔː/
çizmek; çekmek
verb
  • çıkarmak, varmak verb · draw a conclusion / draw attention to
Draw a circle here.
Buraya bir daire çiz.
yeni
white
/waɪt/
beyaz
adjective
He wore a white shirt.
Beyaz gömlek giymişti.
yeni
date
/deɪt/
tarih; randevu
noun
What is the date today?
Bugün ayın kaçı?
yeni
practice
/ˈpræktɪs/
uygulama, pratik
noun
  • muayenehane, büro noun · a medical / legal practice
In practice, it rarely works.
Uygulamada nadiren işe yarıyor.
yeni
model
/ˈmɒdl/
model
noun
The model predicts a slow rise.
Model yavaş bir artış öngörüyor.
yeni
raise
/reɪz/
yükseltmek, artırmak
verb
  • ortaya atmak, dile getirmek verb · raise a question / raise concerns
They raise prices every year.
Her yıl fiyatları artırıyorlar.
yeni
front
/frʌnt/
ön
noun
Sit in the front row.
Ön sırada otur.
yeni
explain
/ɪkˈspleɪn/
açıklamak
verb
Can you explain this again?
Bunu tekrar açıklayabilir misin?
yeni
door
/dɔː/
kapı
noun
Close the door quietly.
Kapıyı sessizce kapat.
yeni
outside
/ˌaʊtˈsaɪd/
dışarıda
adverb
The children are playing outside.
Çocuklar dışarıda oynuyor.
yeni
economic
/ˌiːkəˈnɒmɪk/
ekonomik
adjective
Economic growth slowed last year.
Ekonomik büyüme geçen yıl yavaşladı.
yeni
teacher
/ˈtiːtʃə/
öğretmen
noun
Our teacher explained it well.
Öğretmenimiz iyi açıkladı.
yeni
land
/lænd/
kara, arazi; inmek
noun
The land is too dry for farming.
Arazi tarım için fazla kuru.
yeni
charge
/tʃɑːdʒ/
ücret; suçlama; şarj
noun
  • sorumluluk noun · in charge of = -den sorumlu
There is no charge for delivery.
Teslimat için ücret alınmıyor.
yeni
finally
/ˈfaɪnəli/
sonunda
adverb
Finally, the rain stopped.
Sonunda yağmur durdu.
yeni
sign
/saɪn/
işaret; imzalamak
noun
Please sign at the bottom.
Lütfen alta imza atın.
yeni
claim
/kleɪm/
iddia etmek; talep
verb
They claim the data are wrong.
Verilerin yanlış olduğunu iddia ediyorlar.
yeni
relationship
/rɪˈleɪʃnʃɪp/
ilişki
noun
There is a clear relationship between the two.
İkisi arasında net bir ilişki var.
yeni
travel
/ˈtrævl/
seyahat etmek
verb
They travel by train.
Trenle seyahat ediyorlar.
yeni
enjoy
/ɪnˈdʒɔɪ/
keyif almak, hoşlanmak
verb
I really enjoy this book.
Bu kitaptan gerçekten keyif alıyorum.
yeni
death
/deθ/
ölüm
noun
The death rate fell sharply.
Ölüm oranı keskin biçimde düştü.
yeni
nice
/naɪs/
hoş, güzel
adjective
That is a nice idea.
Bu hoş bir fikir.
yeni
amount
/əˈmaʊnt/
miktar
noun
A large amount of water was lost.
Büyük miktarda su kaybedildi.
yeni
improve
/ɪmˈpruːv/
iyileştirmek
verb
We must improve the service.
Hizmeti iyileştirmeliyiz.
yeni
picture
/ˈpɪktʃə/
resim, fotoğraf
noun
She showed me a picture.
Bana bir fotoğraf gösterdi.
yeni
boy
/bɔɪ/
erkek çocuk
noun
The boy runs very fast.
Çocuk çok hızlı koşuyor.
yeni
regard
/rɪˈɡɑːd/
saymak; ilgi
verb
He is regarded as an expert.
Uzman olarak görülüyor.
yeni
organization
/ˌɔːɡənaɪˈzeɪʃn/
örgüt, kuruluş
noun
The organization has 200 staff.
Kuruluşun 200 personeli var.
yeni
happy
/ˈhæpi/
mutlu
adjective
She looks happy today.
Bugün mutlu görünüyor.
yeni
act
/ækt/
davranmak; eylem
verb
We must act quickly.
Hızlı hareket etmeliyiz.
yeni
quality
/ˈkwɒləti/
nitelik, kalite
noun
The quality of the work is high.
İşin kalitesi yüksek.
yeni
round
/raʊnd/
yuvarlak; tur
adjective
The table is round.
Masa yuvarlak.
yeni
opportunity
/ˌɒpəˈtjuːnəti/
fırsat
noun
This is a great opportunity.
Bu harika bir fırsat.
yeni
road
/rəʊd/
yol
noun
The road was closed for repairs.
Yol onarım için kapatıldı.
yeni
accord
/əˈkɔːd/
uyum; anlaşma
noun
The change came of their own accord.
Değişim kendiliğinden geldi.
yeni
list
/lɪst/
liste
noun
Add it to the shopping list.
Alışveriş listesine ekle.
yeni
wish
/wɪʃ/
dilemek; dilek
verb
I wish you good luck.
Sana iyi şanslar dilerim.
yeni
wear
/weə/
giymek
verb
You should wear a coat.
Palto giymelisin.
yeni
rest
/rest/
dinlenmek; geri kalan
noun
The rest of the team arrived late.
Ekibin geri kalanı geç geldi.
yeni
kid
/kɪd/
çocuk
noun
The kids are at school.
Çocuklar okulda.
yeni
education
/ˌedʒuˈkeɪʃn/
eğitim
noun
Education is free until eighteen.
Eğitim on sekiz yaşına kadar ücretsiz.
yeni
kill
/kɪl/
öldürmek
verb
The frost killed the young plants.
Don genç bitkileri öldürdü.
yeni
serve
/sɜːv/
hizmet etmek; servis yapmak
verb
They serve breakfast until ten.
Onda kadar kahvaltı veriyorlar.
yeni
likely
/ˈlaɪkli/
muhtemel
adjective
Rain is likely tomorrow.
Yarın yağmur muhtemel.
yeni
certainly
/ˈsɜːtnli/
kesinlikle
adverb
That is certainly true.
Bu kesinlikle doğru.
yeni
national
/ˈnæʃnəl/
ulusal
adjective
It became a national issue.
Ulusal bir mesele hâline geldi.
yeni
teach
/tiːtʃ/
öğretmek
verb
She teaches physics.
Fizik öğretiyor.
yeni
field
/fiːld/
alan, saha
noun
She is an expert in this field.
Bu alanda uzman.
yeni
security
/sɪˈkjʊərəti/
güvenlik
noun
  • menkul kıymet noun · Çoğul: securities = hisse ve tahvil gibi finansal araçlar
Security was tightened at the airport.
Havalimanında güvenlik artırıldı.
yeni
air
/eə/
hava
noun
The air is cleaner in the mountains.
Dağlarda hava daha temiz.
yeni
risk
/rɪsk/
risk
noun
The risk is too high.
Risk fazla yüksek.
yeni
news
/njuːz/
haber
noun
The news spread quickly.
Haber hızla yayıldı.
yeni
standard
/ˈstændəd/
standart, ölçüt
noun
The standard is set by law.
Ölçüt yasayla belirleniyor.
yeni
vote
/vəʊt/
oy vermek; oy
verb
Millions voted in the election.
Seçimde milyonlarca kişi oy verdi.
yeni
stage
/steɪdʒ/
aşama; sahne
noun
We are at an early stage.
Erken bir aşamadayız.
yeni
space
/speɪs/
alan, boşluk; uzay
noun
There is not enough space.
Yeterli alan yok.
yeni
realize
/ˈrɪəlaɪz/
fark etmek
verb
I did not realize the time.
Saatin farkına varmadım.
yeni
single
/ˈsɪŋɡl/
tek
adjective
Not a single person came.
Tek bir kişi bile gelmedi.
yeni
address
/əˈdres/
adres; ele almak
noun
Send it to this address.
Bunu bu adrese gönder.
yeni
performance
/pəˈfɔːməns/
performans, gösterim
noun
Her performance improved steadily.
Performansı düzenli olarak arttı.
yeni
chance
/tʃɑːns/
şans, olasılık
noun
There is a good chance of success.
İyi bir başarı şansı var.
yeni
accept
/əkˈsept/
kabul etmek
verb
She accepted the offer.
Teklifi kabul etti.
yeni
society
/səˈsaɪəti/
toplum
noun
Society changes slowly.
Toplum yavaş değişir.
yeni
mention
/ˈmenʃn/
bahsetmek
verb
He did not mention the cost.
Maliyetten bahsetmedi.
yeni
choice
/tʃɔɪs/
seçim, tercih
noun
We had no other choice.
Başka seçeneğimiz yoktu.
yeni
save
/seɪv/
kurtarmak; biriktirmek
verb
  • -in dışında, hariç preposition · Resmî yazıda: save for = dışında
Save your work before closing.
Kapatmadan önce çalışmanı kaydet.
yeni
common
/ˈkɒmən/
yaygın, ortak
adjective
This is a common mistake.
Bu yaygın bir hata.
yeni
total
/ˈtəʊtl/
toplam
noun
The total came to fifty pounds.
Toplam elli sterlin tuttu.
yeni
demand
/dɪˈmɑːnd/
talep
noun
Demand for housing keeps growing.
Konut talebi artmaya devam ediyor.
yeni
material
/məˈtɪəriəl/
malzeme; maddi
noun
The material is light and strong.
Malzeme hafif ve sağlam.
yeni
limit
/ˈlɪmɪt/
sınır; sınırlamak
noun
There is a limit on baggage.
Bagajda bir sınır var.
yeni
listen
/ˈlɪsn/
dinlemek
verb
Listen to me carefully.
Beni dikkatle dinle.
yeni
due
/djuː/
vadesi gelmiş; -den dolayı
adjective
The report is due on Friday.
Rapor cumaya teslim edilecek.
yeni
wrong
/rɒŋ/
yanlış
adjective
You dialled the wrong number.
Yanlış numarayı aradın.
yeni
foot
/fʊt/
ayak
noun
My foot hurts.
Ayağım ağrıyor.
yeni
effort
/ˈefət/
çaba
noun
It took a lot of effort.
Çok çaba gerektirdi.
yeni

Temel 100'ün hemen üstü. Bu bölümü bitirdiğinizde basit haber metinlerini ve gündelik yazışmaları sözlüğe uzanmadan takip edebilirsiniz.

  • 160 noun
  • 100 verb
  • 41 adjective
  • 23 adverb

Yolun neresi

2. aşama · Sıklık listesini kapatın — günde bir oturumla bu havuz yaklaşık 52 günde biter.

Sıklık havuzlarının tamamında kelimeler 'öğrenildi' sayısına geçtiğinde — ya da testi tekrarlayıp genel kapsamınız %90'ın üstüne çıktığında.

Sırada: İlk 1000 · B

Kelimeleri cümle içinde sınamak için: cümle çevirisi setleri

Çalışma sırasının tamamı →

Kaynak

NGSL 1.2 — sıklık sırası 45–620

New General Service List sürüm 1.2'nin en sık kullanılan bandından alındı. Her kelimenin sıklık sırası kaynak listeyle karşılaştırılarak doğrulanır. Artikel, zamir, edat, bağlaç ve yardımcı fiil gibi işlev sözcükleri bu havuzlara alınmaz — onlar gramer referansının konusudur. NGSL sırası 45’te başlıyor: ilk 44 sıra zaten temel-100’ün kapsadığı en yüksek frekanslı kapalı sınıf kelimeleridir, tekrar edilmiyor. Bu bandın (45-620) karakteristiği somut isimlerden soyut kavramlara geçiştir — ‘life’, ‘way’, ‘time’ gibi çok anlamlı, bağlama göre şekil değiştiren kelimeler burada yoğunlaşır; bu yüzden bu banttaki kartların bir kısmı ikincil anlam (senses) taşır.

Listenin kaynağına git →