YÖKDİL Fen Alan Kelimeleri

Fizik, kimya, biyoloji, mühendislik ve çevre metinlerinde sık geçen 60 kelime. Fen adayları için akademik çekirdeğin üzerine eklenen katman.

  • 0 biliniyor
  • 0 öğreniliyor
  • 0 yeni
  • 0 bugün tekrar

Havuzdaki 60 kelimenin tamamı anlam · okunuş · örnek cümle
Kelime Anlam Örnek Durum
energy
/ˈenədʒi/
enerji
noun
Solar energy is renewable.
Güneş enerjisi yenilenebilir.
yeni
matter
/ˈmætə(r)/
madde; önemli olmak
noun
  • mesele, konu noun · a matter of = -in meselesi
All matter is made of atoms.
Bütün madde atomlardan oluşur.
yeni
substance
/ˈsʌbstəns/
madde, öz
noun
The substance dissolves in water.
Madde suda çözünür.
yeni
particle
/ˈpɑːtɪkl/
parçacık
noun
Particles collide at high speed.
Parçacıklar yüksek hızda çarpışır.
yeni
atom
/ˈætəm/
atom
noun
An atom has a nucleus.
Atomun bir çekirdeği vardır.
yeni
molecule
/ˈmɒlɪkjuːl/
molekül
noun
A water molecule has three atoms.
Bir su molekülünde üç atom vardır.
yeni
compound
/ˈkɒmpaʊnd/
bileşik
noun
Salt is a chemical compound.
Tuz kimyasal bir bileşiktir.
yeni
mixture
/ˈmɪkstʃə(r)/
karışım
noun
Air is a mixture of gases.
Hava gazların karışımıdır.
yeni
solution
/səˈluːʃn/
çözelti; çözüm
noun
Add the salt to the solution.
Tuzu çözeltiye ekleyin.
yeni
dissolve
/dɪˈzɒlv/
çözünmek
verb
Sugar dissolves quickly in hot water.
Şeker sıcak suda hızla çözünür.
yeni
reaction
/riˈækʃn/
tepkime, tepki
noun
The reaction produces heat.
Tepkime ısı üretir.
yeni
mass
/mæs/
kütle
noun
Mass and weight are not the same.
Kütle ile ağırlık aynı şey değildir.
yeni
density
/ˈdensəti/
yoğunluk
noun
Ice has a lower density than water.
Buzun yoğunluğu sudan düşüktür.
yeni
volume
/ˈvɒljuːm/
hacim; ses düzeyi
noun
Measure the volume of the liquid.
Sıvının hacmini ölçün.
yeni
pressure
/ˈpreʃə(r)/
basınç; baskı
noun
Pressure increases with depth.
Basınç derinlikle artar.
yeni
temperature
/ˈtemprətʃə(r)/
sıcaklık
noun
The temperature rose by two degrees.
Sıcaklık iki derece arttı.
yeni
heat
/hiːt/
ısı; ısıtmak
noun
Heat is transferred by conduction.
Isı iletimle aktarılır.
yeni
force
/fɔːs/
kuvvet; zorlamak
noun
Gravity is a force.
Yerçekimi bir kuvvettir.
yeni
gravity
/ˈɡrævəti/
yerçekimi
noun
Gravity pulls objects downwards.
Yerçekimi nesneleri aşağı çeker.
yeni
velocity
/vəˈlɒsəti/
hız (yönlü)
noun
The velocity of light is constant.
Işığın hızı sabittir.
yeni
motion
/ˈməʊʃn/
hareket
noun
Newton's laws of motion.
Newton'un hareket yasaları.
yeni
absorb
/əbˈzɔːb/
emmek, soğurmak
verb
Plants absorb carbon dioxide.
Bitkiler karbondioksit emer.
yeni
release
/rɪˈliːs/
salmak, bırakmak
verb
Burning coal releases CO2.
Kömür yakmak CO2 salar.
yeni
radiation
/ˌreɪdiˈeɪʃn/
ışınım, radyasyon
noun
Ultraviolet radiation damages skin.
Morötesi ışınım cilde zarar verir.
yeni
wave
/weɪv/
dalga
noun
  • el sallamak verb
Sound travels in waves.
Ses dalgalar hâlinde yayılır.
yeni
frequency
/ˈfriːkwənsi/
frekans, sıklık
noun
Higher frequency means shorter wavelength.
Yüksek frekans kısa dalga boyu demektir.
yeni
current
/ˈkʌrənt/
akım (elektrik/su)
noun
  • güncel, şimdiki adjective · current situation = şu anki durum
Electric current flows through the wire.
Elektrik akımı telden geçer.
yeni
circuit
/ˈsɜːkɪt/
devre
noun
The circuit was broken.
Devre kopmuştu.
yeni
device
/dɪˈvaɪs/
cihaz, aygıt
noun
The device measures air quality.
Cihaz hava kalitesini ölçüyor.
yeni
cell
/sel/
hücre; pil
noun
The human body has trillions of cells.
İnsan vücudunda trilyonlarca hücre var.
yeni
gene
/dʒiːn/
gen
noun
The gene controls eye colour.
Gen göz rengini kontrol eder.
yeni
organism
/ˈɔːɡənɪzəm/
organizma, canlı
noun
Bacteria are single-celled organisms.
Bakteriler tek hücreli canlılardır.
yeni
species
/ˈspiːʃiːz/
tür
noun
This species is endangered.
Bu tür tehlike altında.
yeni
evolve
/ɪˈvɒlv/
evrilmek, gelişmek
verb
Birds evolved from dinosaurs.
Kuşlar dinozorlardan evrildi.
yeni
adapt
/əˈdæpt/
uyum sağlamak
verb
Animals adapt to their environment.
Hayvanlar çevrelerine uyum sağlar.
yeni
survive
/səˈvaɪv/
hayatta kalmak
verb
  • günümüze ulaşmak, varlığını korumak verb · Belge, yapı ve gelenekler için: few records survive
Few species survive in the desert.
Çölde az sayıda tür hayatta kalır.
yeni
climate
/ˈklaɪmət/
iklim
noun
Climate change affects rainfall.
İklim değişikliği yağışı etkiliyor.
yeni
atmosphere
/ˈætməsfɪə(r)/
atmosfer; ortam
noun
CO2 levels in the atmosphere are rising.
Atmosferdeki CO2 seviyeleri artıyor.
yeni
pollution
/pəˈluːʃn/
kirlilik
noun
Air pollution causes disease.
Hava kirliliği hastalığa yol açar.
yeni
emission
/iˈmɪʃn/
salım, emisyon
noun
Carbon emissions must fall.
Karbon salımları düşmeli.
yeni
fossil fuel
/ˈfɒsl fjuːəl/
fosil yakıt
noun
Fossil fuels are running out.
Fosil yakıtlar tükeniyor.
yeni
renewable
/rɪˈnjuːəbl/
yenilenebilir
adjective
Wind is a renewable resource.
Rüzgâr yenilenebilir bir kaynaktır.
yeni
sustainable
/səˈsteɪnəbl/
sürdürülebilir
adjective
We need sustainable farming.
Sürdürülebilir tarıma ihtiyacımız var.
yeni
waste
/weɪst/
atık; israf etmek
noun
Nuclear waste is dangerous.
Nükleer atık tehlikelidir.
yeni
soil
/sɔɪl/
toprak
noun
The soil is rich in minerals.
Toprak minerallerce zengin.
yeni
crop
/krɒp/
ürün, ekin
noun
Drought destroyed the crops.
Kuraklık ekinleri yok etti.
yeni
drought
/draʊt/
kuraklık
noun
A long drought reduced the harvest.
Uzun bir kuraklık hasadı azalttı.
yeni
experiment
/ɪkˈsperɪmənt/
deney
noun
The experiment was repeated three times.
Deney üç kez tekrarlandı.
yeni
hypothesis
/haɪˈpɒθəsɪs/
hipotez, varsayım
noun
The hypothesis was not supported.
Hipotez desteklenmedi.
yeni
measure
/ˈmeʒə(r)/
ölçmek; önlem
verb
We measured the temperature hourly.
Sıcaklığı saatlik ölçtük.
yeni
observe
/əbˈzɜːv/
gözlemlemek
verb
  • belirtmek, söylemek verb · as the author observes — 'gözlemlemek' dışındaki akademik kullanım
Scientists observed the reaction.
Bilim insanları tepkimeyi gözlemledi.
yeni
sample
/ˈsɑːmpl/
örneklem, numune
noun
The sample size was too small.
Örneklem büyüklüğü çok küçüktü.
yeni
accurate
/ˈækjərət/
doğru, isabetli
adjective
The measurement was not accurate.
Ölçüm isabetli değildi.
yeni
calculate
/ˈkælkjuleɪt/
hesaplamak
verb
Calculate the average value.
Ortalama değeri hesaplayın.
yeni
demonstrate
/ˈdemənstreɪt/
göstermek, kanıtlamak
verb
The results demonstrate a clear effect.
Sonuçlar net bir etki gösteriyor.
yeni
investigate
/ɪnˈvestɪɡeɪt/
araştırmak, incelemek
verb
We investigated three possible causes.
Üç olası sebebi inceledik.
yeni
efficiency
/ɪˈfɪʃnsi/
verim, verimlilik
noun
The engine's efficiency has improved.
Motorun verimi arttı.
yeni
friction
/ˈfrɪkʃn/
sürtünme
noun
Friction turns part of the motion into heat.
Sürtünme, hareketin bir bölümünü ısıya çevirir.
yeni
catalyst
/ˈkætəlɪst/
tepkimeyi hızlandıran madde
noun
A catalyst speeds up the reaction without being used up.
Bir katalizör, kendisi tükenmeden tepkimeyi hızlandırır.
yeni
conductor
/kənˈdʌktə(r)/
iletken
noun
Copper is a better conductor than iron.
Bakır, demirden daha iyi bir iletkendir.
yeni

Akademik kelime çekirdeğinin (AWL) üzerine eklenen disipline özgü katmandır. Bu 60 kelimenin edinimiyle YÖKDİL Fen paragraflarının kavramsal kurgusu daha rahat çözümlenebilmektedir.

  • 46 noun
  • 11 verb
  • 3 adjective

Yolun neresi

4. aşama · Sınav malzemesine geçin — günde bir oturumla bu havuz yaklaşık 19 günde biter.

Sınav gününe kadar tekrarda tutulur; 'bitirilen' bir aşama değildir.

Sırada: YÖKDİL Sosyal

Kelimeleri cümle içinde sınamak için: cümle çevirisi setleri

Çalışma sırasının tamamı →

Kaynak

YÖKDİL Fen Bilimleri alan kelimeleri

YÖKDİL Fen paragrafları ağırlıklı olarak enerji dönüşümleri, çevre sorunları, kimyasal bileşikler, atom yapısı ve ölçüm konuları etrafında döner. Bu havuz o alanların tekrar eden terimlerini toplar. YÖKDİL Fen paragrafları belirli birkaç konu etrafında döner (enerji dönüşümü, çevre kirliliği, kimyasal tepkimeler, atom/molekül yapısı, ölçüm ve birim sistemleri) ve bu konular yıldan yıla neredeyse aynı terim havuzunu tekrar eder. Bu havuz genel akademik çekirdeği (AWL) değil, bu tekrar eden alan-özel katmanı hedefliyor — AWL’yi bitirmiş ama fen paragrafında hâlâ takılan bir adayın asıl ihtiyacı budur.

Listenin kaynağına git →