Latin ve Yunan Kökleri

Yirmi Latin ve Yunan kökü, her biri üç kelimeyle. Kökü tanıyan kişi, daha önce hiç görmediği bir kelimenin anlamını da kestirebiliyor.

  • 0 biliniyor
  • 0 öğreniliyor
  • 0 yeni
  • 0 bugün tekrar

Havuzdaki 60 kelimenin tamamı anlam · okunuş · örnek cümle
Kelime Anlam Örnek Durum
inspect
/ɪnˈspekt/
denetlemek, incelemek
verb
Inspectors came to inspect the building.
Müfettişler binayı denetlemeye geldi.
yeni
prospect
/ˈprɒspekt/
olasılık, beklenti
noun
There is little prospect of success.
Başarı olasılığı az.
yeni
conspicuous
/kənˈspɪkjuəs/
göze çarpan, bariz
adjective
His absence was conspicuous.
Yokluğu göze çarpıyordu.
yeni
portable
/ˈpɔːtəbl/
taşınabilir
adjective
The device is small and portable.
Cihaz küçük ve taşınabilir.
yeni
deport
/dɪˈpɔːt/
sınır dışı etmek
verb
He was deported to his home country.
Ülkesine sınır dışı edildi.
yeni
import
/ɪmˈpɔːt/
ithal etmek; ithalat
verb
Turkey imports most of its energy.
Türkiye enerjisinin çoğunu ithal ediyor.
yeni
predict
/prɪˈdɪkt/
tahmin etmek, öngörmek
verb
Scientists predict a rise in sea levels.
Bilim insanları deniz seviyesinde artış öngörüyor.
yeni
contradict
/ˌkɒntrəˈdɪkt/
çelişmek, yalanlamak
verb
The two reports contradict each other.
İki rapor birbiriyle çelişiyor.
yeni
verdict
/ˈvɜːdɪkt/
karar, hüküm
noun
The jury reached a verdict.
Jüri bir karara vardı.
yeni
reject
/rɪˈdʒekt/
reddetmek
verb
The committee rejected the proposal.
Komite teklifi reddetti.
yeni
inject
/ɪnˈdʒekt/
enjekte etmek, zerk etmek
verb
The vaccine is injected into the arm.
Aşı kola enjekte edilir.
yeni
eject
/iˈdʒekt/
dışarı atmak, çıkarmak
verb
The pilot ejected before the crash.
Pilot düşmeden önce kendini dışarı attı.
yeni
convert
/kənˈvɜːt/
dönüştürmek
verb
Solar panels convert light into electricity.
Güneş panelleri ışığı elektriğe dönüştürür.
yeni
reverse
/rɪˈvɜːs/
tersine çevirmek; ters
verb
  • tam tersi noun · the reverse is true = tam tersi geçerli — fiil anlamından ayrı
The decision was later reversed.
Karar sonradan tersine çevrildi.
yeni
versatile
/ˈvɜːsətaɪl/
çok yönlü
adjective
She is a versatile researcher.
Çok yönlü bir araştırmacı.
yeni
induce
/ɪnˈdjuːs/
yol açmak, teşvik etmek
verb
The drug induces sleep.
İlaç uykuya yol açıyor.
yeni
reduce
/rɪˈdjuːs/
azaltmak
verb
The policy aims to reduce emissions.
Politika salımları azaltmayı hedefliyor.
yeni
productive
/prəˈdʌktɪv/
verimli, üretken
adjective
It was a productive meeting.
Verimli bir toplantıydı.
yeni
prescribe
/prɪˈskraɪb/
reçete etmek, öngörmek
verb
The doctor prescribed antibiotics.
Doktor antibiyotik yazdı.
yeni
subscribe
/səbˈskraɪb/
abone olmak
verb
I subscribe to two journals.
İki dergiye abone oldum.
yeni
manuscript
/ˈmænjuskrɪpt/
el yazması
noun
The manuscript was submitted last week.
Müsvedde geçen hafta gönderildi.
yeni
extract
/ɪkˈstrækt/
çıkarmak; öz
verb
Oil is extracted from the seeds.
Yağ tohumlardan çıkarılır.
yeni
distract
/dɪˈstrækt/
dikkatini dağıtmak
verb
Noise distracts me from studying.
Gürültü çalışmaktan dikkatimi dağıtıyor.
yeni
retract
/rɪˈtrækt/
geri çekmek
verb
The author retracted the paper.
Yazar makaleyi geri çekti.
yeni
emit
/iˈmɪt/
yaymak, salmak
verb
The device emits infrared light.
Cihaz kızılötesi ışık yayar.
yeni
omit
/əˈmɪt/
atlamak, çıkarmak
verb
He omitted several key details.
Birkaç önemli ayrıntıyı atladı.
yeni
transmit
/trænzˈmɪt/
iletmek
verb
Metals transmit heat well.
Metaller ısıyı iyi iletir.
yeni
infer
/ɪnˈfɜː(r)/
çıkarım yapmak
verb
We can infer the cause from the data.
Sebebi veriden çıkarabiliriz.
yeni
confer
/kənˈfɜː(r)/
görüşmek; bahşetmek
verb
The degree confers certain rights.
Diploma bazı haklar tanıyor.
yeni
fertile
/ˈfɜːtaɪl/
verimli, bereketli
adjective
The soil here is very fertile.
Buradaki toprak çok verimli.
yeni
obstruct
/əbˈstrʌkt/
engellemek, tıkamak
verb
A fallen tree obstructed the road.
Devrilen bir ağaç yolu tıkadı.
yeni
instruct
/ɪnˈstrʌkt/
talimat vermek, öğretmek
verb
Students were instructed to wait outside.
Öğrencilere dışarıda beklemeleri söylendi.
yeni
infrastructure
/ˈɪnfrəstrʌktʃə(r)/
altyapı
noun
The country invested in infrastructure.
Ülke altyapıya yatırım yaptı.
yeni
generate
/ˈdʒenəreɪt/
üretmek, oluşturmak
verb
Wind turbines generate electricity.
Rüzgâr türbinleri elektrik üretiyor.
yeni
genuine
/ˈdʒenjuɪn/
gerçek, hakiki
adjective
She showed genuine interest.
Gerçek bir ilgi gösterdi.
yeni
indigenous
/ɪnˈdɪdʒənəs/
yerli, yerel
adjective
The plant is indigenous to Anatolia.
Bitki Anadolu'ya özgüdür.
yeni
credible
/ˈkredəbl/
inandırıcı, güvenilir
adjective
The witness was not credible.
Tanık inandırıcı değildi.
yeni
credential
/krəˈdenʃl/
belge, yeterlilik
noun
She has excellent academic credentials.
Mükemmel akademik yeterlilikleri var.
yeni
incredible
/ɪnˈkredəbl/
inanılmaz
adjective
The results were incredible.
Sonuçlar inanılmazdı.
yeni
conform
/kənˈfɔːm/
uymak, uyum sağlamak
verb
The product must conform to safety rules.
Ürün güvenlik kurallarına uymalı.
yeni
deform
/dɪˈfɔːm/
biçimini bozmak
verb
Heat can deform the plastic.
Isı plastiğin biçimini bozabilir.
yeni
formulate
/ˈfɔːmjuleɪt/
formüle etmek, ifade etmek
verb
He formulated a new theory.
Yeni bir teori formüle etti.
yeni
retain
/rɪˈteɪn/
elde tutmak, korumak
verb
The soil retains water well.
Toprak suyu iyi tutuyor.
yeni
sustain
/səˈsteɪn/
sürdürmek, ayakta tutmak
verb
The economy cannot sustain this growth.
Ekonomi bu büyümeyi sürdüremez.
yeni
detain
/dɪˈteɪn/
alıkoymak, gözaltına almak
verb
Two suspects were detained.
İki şüpheli gözaltına alındı.
yeni
exceed
/ɪkˈsiːd/
aşmak, geçmek
verb
Costs exceeded the budget.
Maliyetler bütçeyi aştı.
yeni
precede
/prɪˈsiːd/
önce gelmek
verb
A short introduction precedes each chapter.
Her bölümden önce kısa bir giriş gelir.
yeni
recession
/rɪˈseʃn/
durgunluk, resesyon
noun
The country entered a recession.
Ülke durgunluğa girdi.
yeni
impose
/ɪmˈpəʊz/
dayatmak, yüklemek
verb
New taxes were imposed on imports.
İthalata yeni vergiler kondu.
yeni
postpone
/pəˈspəʊn/
ertelemek
verb
The meeting was postponed until Friday.
Toplantı cumaya ertelendi.
yeni
expose
/ɪkˈspəʊz/
maruz bırakmak, açığa çıkarmak
verb
Workers were exposed to toxic fumes.
İşçiler zehirli dumana maruz kaldı.
yeni
equivalent
/ɪˈkwɪvələnt/
eşdeğer
adjective
One euro is equivalent to about 40 lira.
Bir euro yaklaşık 40 liraya eşdeğer.
yeni
prevail
/prɪˈveɪl/
hâkim olmak, galip gelmek
verb
This view still prevails among experts.
Bu görüş uzmanlar arasında hâlâ hâkim.
yeni
valuable
/ˈvæljuəbl/
değerli
adjective
The data proved extremely valuable.
Veri son derece değerli çıktı.
yeni
facilitate
/fəˈsɪlɪteɪt/
kolaylaştırmak
verb
Better roads and faster internet facilitate trade between neighboring countries.
Daha iyi yollar ve daha hızlı internet, komşu ülkeler arasındaki ticareti kolaylaştırır.
yeni
efficient
/ɪˈfɪʃnt/
verimli
adjective
The new system is far more efficient.
Yeni sistem çok daha verimli.
yeni
deficient
/dɪˈfɪʃnt/
eksik, yetersiz
adjective
The diet is deficient in iron.
Beslenme demir bakımından yetersiz.
yeni
revise
/rɪˈvaɪz/
gözden geçirmek
verb
The estimate was revised upwards.
Tahmin yukarı yönlü revize edildi.
yeni
evident
/ˈevɪdənt/
açık, aşikâr
adjective
It is evident that the method failed.
Yöntemin başarısız olduğu açık.
yeni
supervise
/ˈsuːpəvaɪz/
denetlemek, gözetmek
verb
A professor supervises the research.
Araştırmayı bir profesör yönetiyor.
yeni

Kelimelerin tekil olarak ezberlenmesi yerine etimolojik köklerinin bilinmesi çarpan etkisi yaratır. Bu modül tamamlandığında, karşılaşılan bilinmeyen akademik kelimelerin anlamlarının etimolojik yapılarına göre tahmin edilebilmesi hedeflenmektedir.

  • 40 verb
  • 14 adjective
  • 6 noun

Yolun neresi

4. aşama · Sınav malzemesine geçin — günde bir oturumla bu havuz yaklaşık 19 günde biter.

Sınav gününe kadar tekrarda tutulur; 'bitirilen' bir aşama değildir.

Kelimeleri cümle içinde sınamak için: cümle çevirisi setleri

Çalışma sırasının tamamı →

Kaynak

Latin ve Yunan kökleri — akademik İngilizce

Akademik İngilizce kelimelerinin büyük bölümü Latince ve Yunanca köklerden türer. Bu havuz, her biri onlarca kelime açan yirmi yüksek verimli kökü üçer örnekle çalıştırır. Kuralın anlatımı için Gramer > Kelime Türetme sayfasına bakınız. Kök-tabanlı kelime öğreniminin ikinci dil edinimi literatüründe iyi belgelenmiş bir yöntem olması şu demek: bir kökü (ör. ‘spect’ = bakmak) tanıyan öğrenci, o kökten türeyen ‘inspect’, ‘perspective’, ‘spectacle’ gibi hiç görmediği kelimelerin anlamını da kestirebilir. Yirmi kök seçilirken tek ölçüt üretkenlik oldu — her biri akademik İngilizcede onlarca kelime açan, düşük sayıda yüksek verim sağlayan köklerdir; üçer örnek kelime bu üretkenliği somutlaştırır.

Listenin kaynağına git →