Akademik Kelimeler · Bölüm 1

Akademik Kelime Listesi'nin en sık geçen yarısı (alt liste 1–5). Bu kelimeler günlük dilde nadir, akademik metinlerde her paragraftadır.

  • 0 biliniyor
  • 0 öğreniliyor
  • 0 yeni
  • 0 bugün tekrar

Havuzdaki 295 kelimenin tamamı anlam · okunuş · örnek cümle
Kelime Anlam Örnek Durum
analyse
/ˈænəlaɪz/
çözümlemek, analiz etmek
verb
The study analyses the effects of climate change.
Çalışma, iklim değişikliğinin etkilerini analiz ediyor.
yeni
approach
/əˈprəʊtʃ/
yaklaşım; yaklaşmak
noun
This approach is more effective.
Bu yaklaşım daha etkili.
yeni
area
/ˈeəriə/
alan, bölge
noun
Research in this area is limited.
Bu alandaki araştırmalar sınırlı.
yeni
assess
/əˈses/
ölçüp değerlendirmek
verb
We need to assess the risk.
Riski değerlendirmemiz gerekiyor.
yeni
assume
/əˈsjuːm/
varsaymak, üstlenmek
verb
We assume that the data is correct.
Verinin doğru olduğunu varsayıyoruz.
yeni
authority
/ɔːˈθɒrəti/
otorite, yetki, makam
noun
The local authority approved the plan.
Yerel yönetim planı onayladı.
yeni
available
/əˈveɪləbl/
mevcut, ulaşılabilir
adjective
The data is not available yet.
Veri henüz mevcut değil.
yeni
benefit
/ˈbenɪfɪt/
yarar; yararlanmak
noun
The benefits outweigh the costs.
Yararlar maliyetlerden ağır basıyor.
yeni
concept
/ˈkɒnsept/
kavram
noun
This is a difficult concept to explain.
Bu, açıklaması zor bir kavram.
yeni
consist
/kənˈsɪst/
oluşmak, ibaret olmak
verb
The course consists of ten units.
Kurs on üniteden oluşuyor.
yeni
constitute
/ˈkɒnstɪtjuːt/
oluşturmak, teşkil etmek
verb
Women constitute half the workforce.
Kadınlar iş gücünün yarısını oluşturuyor.
yeni
context
/ˈkɒntekst/
bağlam
noun
The word has a different meaning in this context.
Kelime bu bağlamda farklı anlama geliyor.
yeni
contract
/ˈkɒntrækt/
sözleşme; kasılmak
noun
They signed a five-year contract.
Beş yıllık sözleşme imzaladılar.
yeni
create
/kriˈeɪt/
yaratmak, oluşturmak
verb
The policy created new problems.
Politika yeni sorunlar yarattı.
yeni
data
/ˈdeɪtə/
veri
noun
The data suggest a strong link.
Veriler güçlü bir bağ olduğunu gösteriyor.
yeni
define
/dɪˈfaɪn/
tanımlamak
verb
It is difficult to define happiness.
Mutluluğu tanımlamak zor.
yeni
derive
/dɪˈraɪv/
türetmek, elde etmek
verb
The word derives from Latin.
Kelime Latinceden türemiştir.
yeni
distribute
/dɪˈstrɪbjuːt/
dağıtmak
verb
The wealth is not distributed equally.
Zenginlik eşit dağıtılmamış.
yeni
economy
/ɪˈkɒnəmi/
ekonomi; tasarruf
noun
The economy is growing slowly.
Ekonomi yavaş büyüyor.
yeni
environment
/ɪnˈvaɪrənmənt/
çevre, ortam
noun
Pollution damages the environment.
Kirlilik çevreye zarar veriyor.
yeni
establish
/ɪˈstæblɪʃ/
kurmak, saptamak
verb
The university was established in 1863.
Üniversite 1863'te kuruldu.
yeni
estimate
/ˈestɪmeɪt/
tahmin etmek
verb
Scientists estimate the age at 4 billion years.
Bilim insanları yaşı 4 milyar yıl tahmin ediyor.
yeni
export
/ɪkˈspɔːt/
ihraç etmek; ihracat
verb
Turkey exports large amounts of textiles to Europe every year.
Türkiye her yıl Avrupa'ya büyük miktarda tekstil ihraç ediyor.
yeni
factor
/ˈfæktə(r)/
etken, faktör
noun
Cost is an important factor.
Maliyet önemli bir etken.
yeni
finance
/ˈfaɪnæns/
finanse etmek; maliye
verb
The project is financed by the state.
Proje devlet tarafından finanse ediliyor.
yeni
formula
/ˈfɔːmjələ/
formül
noun
The formula is easy to remember.
Formül akılda tutması kolay.
yeni
function
/ˈfʌŋkʃn/
işlev; işlemek
noun
What is the function of this part?
Bu parçanın işlevi ne?
yeni
identify
/aɪˈdentɪfaɪ/
tanımlamak, teşhis etmek
verb
Researchers identify three main causes.
Araştırmacılar üç ana sebep tespit ediyor.
yeni
income
/ˈɪnkʌm/
gelir
noun
Average income has risen.
Ortalama gelir arttı.
yeni
indicate
/ˈɪndɪkeɪt/
göstermek, işaret etmek
verb
The results indicate a clear trend.
Sonuçlar net bir eğilim gösteriyor.
yeni
individual
/ˌɪndɪˈvɪdʒuəl/
birey; bireysel
noun
Each individual has different needs.
Her bireyin farklı ihtiyaçları var.
yeni
interpret
/ɪnˈtɜːprɪt/
yorumlamak, çevirmek
verb
The data can be interpreted in two ways.
Veri iki şekilde yorumlanabilir.
yeni
involve
/ɪnˈvɒlv/
içermek, dahil etmek
verb
The job involves a lot of travel.
İş çok seyahat gerektiriyor.
yeni
issue
/ˈɪʃuː/
konu, sorun; yayımlamak
noun
  • sayı noun · Derginin sayısı: the latest issue
This is a complex issue.
Bu karmaşık bir konu.
yeni
labour
/ˈleɪbə(r)/
emek, işgücü
noun
Labour costs are rising.
İşgücü maliyetleri artıyor.
yeni
legal
/ˈliːɡl/
yasal, hukuki
adjective
It is not legal in this country.
Bu ülkede yasal değil.
yeni
legislate
/ˈledʒɪsleɪt/
yasa çıkarmak
verb
The government legislated against smoking.
Hükümet sigaraya karşı yasa çıkardı.
yeni
major
/ˈmeɪdʒə(r)/
başlıca, büyük
adjective
  • ana bilim dalı noun · üniversite bağlamında: my major is… = ana dalım…
This is a major problem.
Bu büyük bir sorun.
yeni
method
/ˈmeθəd/
yöntem
noun
We used a new method.
Yeni bir yöntem kullandık.
yeni
occur
/əˈkɜː(r)/
meydana gelmek
verb
The problem occurs frequently.
Sorun sık meydana geliyor.
yeni
percent
/pəˈsent/
yüzde
noun
Only ten percent responded.
Sadece yüzde onu cevap verdi.
yeni
period
/ˈpɪəriəd/
dönem, süre
noun
Over a period of ten years.
On yıllık bir dönem boyunca.
yeni
policy
/ˈpɒləsi/
politika, poliçe
noun
The new policy takes effect in June.
Yeni politika haziranda yürürlüğe giriyor.
yeni
principle
/ˈprɪnsəpl/
ilke, prensip
noun
The principle is simple.
İlke basit.
yeni
proceed
/prəˈsiːd/
devam etmek, ilerlemek
verb
Please proceed to gate thirty.
Lütfen 30 numaralı kapıya ilerleyin.
yeni
process
/ˈprəʊses/
süreç; işlemek
noun
Learning is a slow process.
Öğrenmek yavaş bir süreçtir.
yeni
require
/rɪˈkwaɪə(r)/
gerektirmek
verb
The job requires a degree.
İş bir diploma gerektiriyor.
yeni
research
/rɪˈsɜːtʃ/
araştırma; araştırmak
noun
Research shows a clear link.
Araştırmalar net bir bağ gösteriyor.
yeni
respond
/rɪˈspɒnd/
cevap vermek, tepki vermek
verb
Only half responded to the survey.
Ankete sadece yarısı cevap verdi.
yeni
role
/rəʊl/
rol, görev
noun
Diet plays a key role in health.
Beslenme sağlıkta kilit rol oynar.
yeni
section
/ˈsekʃn/
bölüm, kısım
noun
See section three of the report.
Raporun üçüncü bölümüne bakınız.
yeni
sector
/ˈsektə(r)/
sektör, kesim
noun
The public sector employs millions.
Kamu sektörü milyonlarca kişi istihdam ediyor.
yeni
significant
/sɪɡˈnɪfɪkənt/
önemli, kayda değer
adjective
There was a significant increase.
Kayda değer bir artış oldu.
yeni
similar
/ˈsɪmələ(r)/
benzer
adjective
The results are similar to ours.
Sonuçlar bizimkine benzer.
yeni
source
/sɔːs/
kaynak, köken
noun
What is the source of this data?
Bu verinin kaynağı ne?
yeni
specific
/spəˈsɪfɪk/
özgü, belirli
adjective
Be more specific, please.
Daha net ol lütfen.
yeni
structure
/ˈstrʌktʃə(r)/
yapı
noun
The structure of the atom.
Atomun yapısı.
yeni
theory
/ˈθɪəri/
kuram, teori
noun
In theory, it should work.
Teoride işe yaramalı.
yeni
vary
/ˈveəri/
değişmek, farklılık göstermek
verb
Results vary from country to country.
Sonuçlar ülkeden ülkeye değişiyor.
yeni
evident
/ˈevɪdənt/
açık, belli
adjective
The effect of the policy was evident within a year.
Politikanın etkisi bir yıl içinde açıkça görüldü.
yeni
achieve
/əˈtʃiːv/
başarmak, elde etmek
verb
She achieved excellent results.
Mükemmel sonuçlar elde etti.
yeni
acquire
/əˈkwaɪə(r)/
edinmek, kazanmak
verb
Children acquire language quickly.
Çocuklar dili hızlı edinir.
yeni
administrate
/ədˈmɪnɪstreɪt/
yönetmek
verb
A committee administrates the research fund.
Bir komite araştırma fonunu yönetiyor.
yeni
affect
/əˈfekt/
etkilemek
verb
Climate change affects everyone.
İklim değişikliği herkesi etkiliyor.
yeni
appropriate
/əˈprəʊpriət/
uygun
adjective
That is not appropriate behaviour.
Bu uygun bir davranış değil.
yeni
aspect
/ˈæspekt/
yön, açı
noun
Every aspect of the plan was checked.
Planın her yönü kontrol edildi.
yeni
assist
/əˈsɪst/
yardım etmek
verb
A nurse assisted the surgeon.
Bir hemşire cerraha yardım etti.
yeni
category
/ˈkætəɡəri/
kategori, sınıf
noun
This word does not fit any category.
Bu kelime hiçbir kategoriye uymuyor.
yeni
chapter
/ˈtʃæptə(r)/
bölüm (kitap)
noun
Read chapter four for tomorrow.
Yarın için dördüncü bölümü okuyun.
yeni
commission
/kəˈmɪʃn/
komisyon; görevlendirmek
noun
The commission published its report.
Komisyon raporunu yayımladı.
yeni
community
/kəˈmjuːnəti/
topluluk, toplum
noun
The local community opposed the plan.
Yerel topluluk plana karşı çıktı.
yeni
complex
/ˈkɒmpleks/
karmaşık
adjective
This is a complex problem.
Bu karmaşık bir sorun.
yeni
compute
/kəmˈpjuːt/
hesaplamak
verb
The system computes the average.
Sistem ortalamayı hesaplıyor.
yeni
conclude
/kənˈkluːd/
sonuca varmak, bitirmek
verb
The study concludes that the risk is low.
Çalışma riskin düşük olduğu sonucuna varıyor.
yeni
conduct
/kənˈdʌkt/
yürütmek; davranış
verb
They conducted a survey.
Bir anket yürüttüler.
yeni
consequent
/ˈkɒnsɪkwənt/
sonuç olarak ortaya çıkan
adjective
The drought and consequent famine.
Kuraklık ve bunun sonucu kıtlık.
yeni
construct
/kənˈstrʌkt/
inşa etmek, kurmak
verb
They constructed a new model.
Yeni bir model kurdular.
yeni
consume
/kənˈsjuːm/
tüketmek
verb
Cars consume a lot of fuel.
Arabalar çok yakıt tüketir.
yeni
credit
/ˈkredɪt/
kredi; itibar
noun
The theory is credited to Darwin.
Teorinin sahibi Darwin sayılır.
yeni
culture
/ˈkʌltʃə(r)/
kültür
noun
Language and culture are linked.
Dil ve kültür bağlantılıdır.
yeni
design
/dɪˈzaɪn/
tasarlamak; tasarım
verb
The study was well designed.
Çalışma iyi tasarlanmıştı.
yeni
distinct
/dɪˈstɪŋkt/
belirgin, ayrı
adjective
There are two distinct groups.
İki ayrı grup var.
yeni
element
/ˈelɪmənt/
öğe, element
noun
Water contains two elements.
Su iki element içerir.
yeni
equate
/ɪˈkweɪt/
eşitlemek, denk saymak
verb
Do not equate wealth with happiness.
Zenginliği mutlulukla denk sayma.
yeni
evaluate
/ɪˈvæljueɪt/
değerlendirmek, yargıya varmak
verb
We evaluated three options.
Üç seçeneği değerlendirdik.
yeni
feature
/ˈfiːtʃə(r)/
özellik; yer vermek
noun
The main feature of the system.
Sistemin başlıca özelliği.
yeni
final
/ˈfaɪnl/
son, nihai
adjective
The final results were published.
Nihai sonuçlar yayımlandı.
yeni
focus
/ˈfəʊkəs/
odaklanmak; odak
verb
The study focuses on children.
Çalışma çocuklara odaklanıyor.
yeni
impact
/ˈɪmpækt/
etki
noun
The impact on the economy was severe.
Ekonomiye etkisi ağırdı.
yeni
injure
/ˈɪndʒə(r)/
yaralamak
verb
Three people were injured.
Üç kişi yaralandı.
yeni
institute
/ˈɪnstɪtjuːt/
kurum; başlatmak
noun
He works at a research institute.
Bir araştırma kurumunda çalışıyor.
yeni
invest
/ɪnˈvest/
yatırım yapmak
verb
They invested in new equipment.
Yeni ekipmana yatırım yaptılar.
yeni
item
/ˈaɪtəm/
madde, kalem
noun
The first item on the list.
Listedeki ilk madde.
yeni
journal
/ˈdʒɜːnl/
dergi (akademik)
noun
The paper appeared in a scientific journal.
Makale bilimsel bir dergide yayımlandı.
yeni
maintain
/meɪnˈteɪn/
sürdürmek; iddia etmek
verb
It is difficult to maintain this level.
Bu seviyeyi sürdürmek zor.
yeni
normal
/ˈnɔːml/
normal, olağan
adjective
This is normal behaviour.
Bu olağan bir davranış.
yeni
obtain
/əbˈteɪn/
elde etmek
verb
We obtained the data from a survey.
Veriyi bir anketten elde ettik.
yeni
participate
/pɑːˈtɪsɪpeɪt/
katılmak
verb
Fifty students participated in the study.
Elli öğrenci çalışmaya katıldı.
yeni
perceive
/pəˈsiːv/
algılamak
verb
People perceive risk differently.
İnsanlar riski farklı algılar.
yeni
positive
/ˈpɒzətɪv/
olumlu, pozitif
adjective
The results were positive.
Sonuçlar olumluydu.
yeni
potential
/pəˈtenʃl/
potansiyel, olası
adjective
There is potential for growth.
Büyüme potansiyeli var.
yeni
previous
/ˈpriːviəs/
önceki, bir önceki
adjective
As in the previous chapter.
Önceki bölümde olduğu gibi.
yeni
primary
/ˈpraɪməri/
birincil, temel
adjective
The primary cause is unknown.
Birincil sebep bilinmiyor.
yeni
purchase
/ˈpɜːtʃəs/
satın almak
verb
The equipment was purchased last year.
Ekipman geçen yıl satın alındı.
yeni
range
/reɪndʒ/
aralık, yelpaze
noun
A wide range of options.
Geniş bir seçenek yelpazesi.
yeni
region
/ˈriːdʒən/
bölge
noun
The region has a dry climate.
Bölge kurak bir iklime sahip.
yeni
regulate
/ˈreɡjuleɪt/
düzenlemek
verb
The industry is heavily regulated.
Sektör sıkı düzenlenmiş durumda.
yeni
relevant
/ˈreləvənt/
ilgili, konuyla bağlantılı
adjective
That is not relevant to our topic.
Bu bizim konumuzla ilgili değil.
yeni
reside
/rɪˈzaɪd/
ikamet etmek
verb
Most students reside on campus.
Öğrencilerin çoğu kampüste kalıyor.
yeni
resource
/rɪˈsɔːs/
kaynak, olanak
noun
Natural resources are limited.
Doğal kaynaklar sınırlı.
yeni
restrict
/rɪˈstrɪkt/
kısıtlamak
verb
Access is restricted to staff.
Erişim personelle sınırlı.
yeni
secure
/sɪˈkjʊə(r)/
güvenli; sağlamak
adjective
The data is stored in a secure place.
Veri güvenli bir yerde saklanıyor.
yeni
seek
/siːk/
aramak, çabalamak
verb
Researchers seek new methods.
Araştırmacılar yeni yöntemler arıyor.
yeni
select
/sɪˈlekt/
seçmek
verb
Participants were selected at random.
Katılımcılar rastgele seçildi.
yeni
site
/saɪt/
alan, saha, site
noun
The site of the experiment.
Deneyin yapıldığı yer.
yeni
strategy
/ˈstrætədʒi/
strateji
noun
We need a new strategy.
Yeni bir stratejiye ihtiyacımız var.
yeni
survey
/ˈsɜːveɪ/
anket; incelemek
noun
The survey covered 500 people.
Anket 500 kişiyi kapsadı.
yeni
text
/tekst/
metin
noun
Read the text carefully.
Metni dikkatle okuyun.
yeni
tradition
/trəˈdɪʃn/
gelenek
noun
It is a long tradition.
Bu köklü bir gelenek.
yeni
transfer
/trænsˈfɜː(r)/
aktarmak; transfer
verb
The money was transferred yesterday.
Para dün aktarıldı.
yeni
alternative
/ɔːlˈtɜːnətɪv/
alternatif, seçenek
noun
There is no alternative to this method.
Bu yöntemin alternatifi yok.
yeni
circumstance
/ˈsɜːkəmstəns/
durum, koşul
noun
Under no circumstances should you open it.
Hiçbir koşulda onu açmamalısın.
yeni
comment
/ˈkɒment/
yorum; yorum yapmak
noun
She refused to comment on the report.
Rapor hakkında yorum yapmayı reddetti.
yeni
compensate
/ˈkɒmpenseɪt/
telafi etmek, tazmin etmek
verb
Nothing can compensate for the lost time.
Hiçbir şey kaybedilen zamanı telafi edemez.
yeni
component
/kəmˈpəʊnənt/
bileşen, parça
noun
Each component was tested separately.
Her bileşen ayrı ayrı test edildi.
yeni
consent
/kənˈsent/
rıza; razı olmak
noun
The study requires written consent.
Çalışma yazılı rıza gerektiriyor.
yeni
considerable
/kənˈsɪdərəbl/
hatırı sayılır, epey
adjective
There was a considerable increase in costs.
Maliyetlerde kayda değer bir artış oldu.
yeni
constant
/ˈkɒnstənt/
sabit, sürekli
adjective
The temperature remained constant.
Sıcaklık sabit kaldı.
yeni
constrain
/kənˈstreɪn/
kısıtlamak, zorlamak
verb
Budgets constrain what we can do.
Bütçeler yapabileceklerimizi kısıtlıyor.
yeni
contribute
/kənˈtrɪbjuːt/
katkıda bulunmak
verb
Several factors contribute to the problem.
Birçok etken soruna katkıda bulunuyor.
yeni
convene
/kənˈviːn/
toplanmak, toplantı düzenlemek
verb
The committee will convene next week.
Komite gelecek hafta toplanacak.
yeni
coordinate
/kəʊˈɔːdɪneɪt/
koordine etmek, eşgüdümlemek
verb
We need to coordinate our efforts.
Çabalarımızı koordine etmemiz gerekiyor.
yeni
core
/kɔː(r)/
çekirdek, öz
noun
This is the core of the argument.
Bu, tartışmanın özü.
yeni
corporate
/ˈkɔːpərət/
kurumsal, şirkete ait
adjective
Corporate profits rose sharply.
Kurumsal kârlar keskin biçimde arttı.
yeni
correspond
/ˌkɒrəˈspɒnd/
karşılık gelmek; yazışmak
verb
The results correspond to our predictions.
Sonuçlar tahminlerimizle örtüşüyor.
yeni
criteria
/kraɪˈtɪəriə/
ölçütler
noun
The criteria for selection were unclear.
Seçim ölçütleri belirsizdi.
yeni
deduce
/dɪˈdjuːs/
çıkarım yapmak
verb
We can deduce the answer from the data.
Cevabı veriden çıkarabiliriz.
yeni
document
/ˈdɒkjumənt/
belge; belgelemek
noun
The changes are well documented.
Değişiklikler iyi belgelenmiş.
yeni
dominate
/ˈdɒmɪneɪt/
hâkim olmak, baskın olmak
verb
One firm dominates the market.
Piyasaya tek bir firma hâkim.
yeni
emphasis
/ˈemfəsɪs/
vurgu, önem
noun
The emphasis is on quality, not quantity.
Vurgu nicelikte değil nitelikte.
yeni
ensure
/ɪnˈʃʊə(r)/
sağlamak, garanti etmek
verb
We must ensure that the data is accurate.
Verinin doğru olduğundan emin olmalıyız.
yeni
exclude
/ɪkˈskluːd/
hariç tutmak, dışlamak
verb
The study excluded children under five.
Çalışma beş yaş altı çocukları hariç tuttu.
yeni
framework
/ˈfreɪmwɜːk/
çerçeve, yapı
noun
The theory provides a useful framework.
Teori kullanışlı bir çerçeve sunuyor.
yeni
fund
/fʌnd/
fon; finanse etmek
noun
The project is funded by the state.
Proje devlet tarafından finanse ediliyor.
yeni
illustrate
/ˈɪləstreɪt/
örneklemek, göstermek
verb
This example illustrates the problem.
Bu örnek sorunu gösteriyor.
yeni
immigrate
/ˈɪmɪɡreɪt/
göç etmek (bir ülkeye)
verb
His family immigrated in the 1960s.
Ailesi 1960'larda göç etti.
yeni
imply
/ɪmˈplaɪ/
ima etmek, anlamına gelmek
verb
The results imply a strong link.
Sonuçlar güçlü bir bağ olduğunu ima ediyor.
yeni
initial
/ɪˈnɪʃl/
başlangıçtaki, ilk
adjective
The initial results were promising.
İlk sonuçlar umut vericiydi.
yeni
instance
/ˈɪnstəns/
örnek, durum
noun
For instance, consider the following case.
Örneğin şu durumu ele alalım.
yeni
interact
/ˌɪntərˈækt/
etkileşmek
verb
The two systems interact with each other.
İki sistem birbiriyle etkileşiyor.
yeni
justify
/ˈdʒʌstɪfaɪ/
gerekçelendirmek, haklı çıkarmak
verb
The results justify further research.
Sonuçlar daha fazla araştırmayı haklı çıkarıyor.
yeni
layer
/ˈleɪə(r)/
katman
noun
The soil consists of several layers.
Toprak birçok katmandan oluşuyor.
yeni
link
/lɪŋk/
bağlantı; bağlamak
noun
There is a clear link between the two.
İkisi arasında net bir bağ var.
yeni
locate
/ləʊˈkeɪt/
konumlandırmak, yerini bulmak
verb
The factory is located near the river.
Fabrika nehrin yakınında bulunuyor.
yeni
maximise
/ˈmæksɪmaɪz/
azamiye çıkarmak
verb
The aim is to maximise efficiency.
Amaç verimi azamiye çıkarmak.
yeni
minor
/ˈmaɪnə(r)/
küçük, önemsiz
adjective
  • reşit olmayan kişi noun · a minor = 18 yaşından küçük kişi (hukuki bağlamda) — 'küçük, önemsiz' sıfatından ayrı
These are only minor differences.
Bunlar sadece küçük farklar.
yeni
negate
/nɪˈɡeɪt/
geçersiz kılmak, olumsuzlamak
verb
This finding does not negate the theory.
Bu bulgu teoriyi geçersiz kılmıyor.
yeni
outcome
/ˈaʊtkʌm/
sonuç, çıktı
noun
The outcome was better than expected.
Sonuç beklenenden iyiydi.
yeni
partner
/ˈpɑːtnə(r)/
ortak, eş
noun
They became business partners.
İş ortağı oldular.
yeni
philosophy
/fəˈlɒsəfi/
felsefe
noun
This reflects the company philosophy.
Bu, şirketin felsefesini yansıtıyor.
yeni
physical
/ˈfɪzɪkl/
fiziksel
adjective
Physical activity improves health.
Fiziksel aktivite sağlığı iyileştiriyor.
yeni
proportion
/prəˈpɔːʃn/
oran, orantı
noun
A large proportion of students agreed.
Öğrencilerin büyük bir kısmı katıldı.
yeni
publish
/ˈpʌblɪʃ/
yayımlamak
verb
The paper was published last year.
Makale geçen yıl yayımlandı.
yeni
react
/riˈækt/
tepki vermek
verb
How did they react to the news?
Habere nasıl tepki verdiler?
yeni
register
/ˈredʒɪstə(r)/
kaydolmak; sicil
verb
Students must register before Friday.
Öğrenciler cumadan önce kaydolmalı.
yeni
rely
/rɪˈlaɪ/
güvenmek, dayanmak
verb
We rely on data from three sources.
Üç kaynaktan gelen veriye dayanıyoruz.
yeni
remove
/rɪˈmuːv/
kaldırmak, çıkarmak
verb
The barrier was removed in 2020.
Engel 2020'de kaldırıldı.
yeni
scheme
/skiːm/
plan, düzen
noun
The government introduced a new scheme.
Hükümet yeni bir plan başlattı.
yeni
sequence
/ˈsiːkwəns/
dizi, sıra
noun
The events happened in this sequence.
Olaylar bu sırayla gerçekleşti.
yeni
sex
/seks/
cinsiyet
noun
Data were analysed by age and sex.
Veriler yaş ve cinsiyete göre analiz edildi.
yeni
shift
/ʃɪft/
kayma, değişim; kaymak
noun
There has been a shift in public opinion.
Kamuoyunda bir kayma oldu.
yeni
specify
/ˈspesɪfaɪ/
belirtmek, belirlemek
verb
The report does not specify the source.
Rapor kaynağı belirtmiyor.
yeni
sufficient
/səˈfɪʃnt/
yeterli
adjective
There is sufficient evidence to conclude this.
Bunu söylemeye yetecek kanıt var.
yeni
task
/tɑːsk/
görev, iş
noun
The task proved more difficult than expected.
Görev beklenenden zor çıktı.
yeni
technical
/ˈteknɪkl/
teknik
adjective
The report is full of technical terms.
Rapor teknik terimlerle dolu.
yeni
technique
/tekˈniːk/
teknik, yöntem
noun
They developed a new technique.
Yeni bir teknik geliştirdiler.
yeni
technology
/tekˈnɒlədʒi/
teknoloji
noun
New technology has changed the field.
Yeni teknoloji alanı değiştirdi.
yeni
valid
/ˈvælɪd/
geçerli
adjective
That is a valid argument.
Bu geçerli bir argüman.
yeni
demonstrate
/ˈdemənstreɪt/
göstermek, kanıtlamak
verb
The experiment demonstrates a clear causal link.
Deney açık bir nedensel bağ gösteriyor.
yeni
volume
/ˈvɒljuːm/
hacim; cilt
noun
The volume of trade doubled in five years.
Ticaret hacmi beş yılda ikiye katlandı.
yeni
access
/ˈækses/
erişim; erişmek
noun
Students have free access to the online library.
Öğrencilerin çevrimiçi kütüphaneye ücretsiz erişimi var.
yeni
annual
/ˈænjuəl/
yıllık
adjective
The company publishes an annual report.
Şirket yıllık bir rapor yayımlıyor.
yeni
apparent
/əˈpærənt/
görünen, belli
adjective
It became apparent that the plan would fail.
Planın başarısız olacağı ortaya çıktı.
yeni
approximate
/əˈprɒksɪmət/
yaklaşık
adjective
These are approximate figures, not exact counts.
Bunlar yaklaşık rakamlar, kesin sayımlar değil.
yeni
attribute
/ˈætrɪbjuːt/
özellik; atfetmek
noun
Patience is an essential attribute for a researcher.
Sabır, bir araştırmacı için temel bir özelliktir.
yeni
civil
/ˈsɪvl/
sivil, medeni
adjective
The reform strengthened civil rights.
Reform, medeni hakları güçlendirdi.
yeni
code
/kəʊd/
kod; yasa
noun
Every participant received a unique code.
Her katılımcıya benzersiz bir kod verildi.
yeni
commit
/kəˈmɪt/
işlemek; adamak
verb
The team committed itself to the new standard.
Ekip kendini yeni standarda adadı.
yeni
communicate
/kəˈmjuːnɪkeɪt/
iletişim kurmak
verb
Cells communicate through chemical signals.
Hücreler kimyasal sinyallerle iletişim kurar.
yeni
concentrate
/ˈkɒnsntreɪt/
yoğunlaşmak; derişmek
verb
The study concentrates on urban populations.
Çalışma kentsel nüfuslara yoğunlaşıyor.
yeni
contrast
/ˈkɒntrɑːst/
zıtlık; karşılaştırmak
noun
There is a sharp contrast between the two regions.
İki bölge arasında keskin bir zıtlık var.
yeni
cycle
/ˈsaɪkl/
döngü
noun
The water cycle drives global climate.
Su döngüsü küresel iklimi yönlendirir.
yeni
debate
/dɪˈbeɪt/
tartışma
noun
The debate over the policy continues.
Politika üzerindeki tartışma sürüyor.
yeni
dimension
/daɪˈmenʃn/
boyut
noun
The problem has an ethical dimension as well.
Sorunun etik bir boyutu da var.
yeni
domestic
/dəˈmestɪk/
yerli; ev içi
adjective
Domestic demand fell sharply last year.
Yurt içi talep geçen yıl keskin biçimde düştü.
yeni
emerge
/ɪˈmɜːdʒ/
ortaya çıkmak
verb
New evidence emerged during the trial.
Duruşma sırasında yeni kanıtlar ortaya çıktı.
yeni
error
/ˈerə/
hata
noun
The calculation contained a serious error.
Hesaplama ciddi bir hata içeriyordu.
yeni
ethnic
/ˈeθnɪk/
etnik
adjective
The city has a diverse ethnic composition.
Şehrin çeşitli bir etnik bileşimi var.
yeni
goal
/ɡəʊl/
amaç, erek
noun
The main goal of the study is to test this claim.
Çalışmanın ana hedefi bu iddiayı sınamaktır.
yeni
grant
/ɡrɑːnt/
hibe; vermek
noun
She received a research grant from the university.
Üniversiteden bir araştırma hibesi aldı.
yeni
implement
/ˈɪmplɪment/
uygulamak
verb
The government implemented the reform in stages.
Hükûmet reformu aşamalı olarak uyguladı.
yeni
integrate
/ˈɪntɪɡreɪt/
bütünleştirmek
verb
The system integrates data from several sources.
Sistem birkaç kaynaktan gelen veriyi bütünleştiriyor.
yeni
internal
/ɪnˈtɜːnl/
iç, dahili
adjective
The failure was caused by an internal error.
Arıza dahili bir hatadan kaynaklandı.
yeni
label
/ˈleɪbl/
etiket; etiketlemek
noun
Each sample carries a unique label.
Her numune benzersiz bir etiket taşır.
yeni
mechanism
/ˈmekənɪzəm/
mekanizma, işleyiş
noun
The exact mechanism of the reaction is unknown.
Tepkimenin tam işleyişi bilinmiyor.
yeni
obvious
/ˈɒbviəs/
açık, aşikâr
adjective
The reason for the failure was not obvious.
Başarısızlığın nedeni açık değildi.
yeni
occupy
/ˈɒkjupaɪ/
işgal etmek, kaplamak
verb
Two species occupy a narrow range of habitats.
İki tür dar bir yaşam alanı yelpazesini kaplar.
yeni
option
/ˈɒpʃn/
seçenek
noun
Delaying the launch was not a realistic option.
Lansmanı ertelemek gerçekçi bir seçenek değildi.
yeni
output
/ˈaʊtpʊt/
çıktı, üretim
noun
Industrial output rose by three percent.
Sanayi üretimi yüzde üç arttı.
yeni
overall
/ˌəʊvərˈɔːl/
genel olarak; toplam
adverb
Overall, the results support the theory.
Genel olarak sonuçlar teoriyi destekliyor.
yeni
parallel
/ˈpærəlel/
paralel, koşut
adjective
The two processes run in parallel.
İki süreç paralel işliyor.
yeni
phase
/feɪz/
evre, aşama
noun
The project entered its final phase.
Proje son evresine girdi.
yeni
principal
/ˈprɪnsəpl/
başlıca, esas
adjective
The principal cause of the decline is habitat loss.
Düşüşün başlıca nedeni yaşam alanı kaybıdır.
yeni
prior
/ˈpraɪə/
önce gelen, öncesindeki
adjective
No prior experience is required.
Önceden deneyim gerekmiyor.
yeni
professional
/prəˈfeʃənl/
mesleki; profesyonel
adjective
She sought professional advice before deciding.
Karar vermeden önce mesleki görüş aldı.
yeni
project
/ˈprɒdʒekt/
proje; öngörmek
noun
The research project runs for three years.
Araştırma projesi üç yıl sürüyor.
yeni
promote
/prəˈməʊt/
teşvik etmek; terfi ettirmek
verb
The campaign promotes healthy eating.
Kampanya sağlıklı beslenmeyi teşvik ediyor.
yeni
resolve
/rɪˈzɒlv/
çözmek; kararlaştırmak
verb
The dispute was resolved without a court case.
Anlaşmazlık mahkemeye gitmeden çözüldü.
yeni
series
/ˈsɪəriːz/
dizi, seri
noun
The team ran a series of controlled experiments.
Ekip bir dizi kontrollü deney yürüttü.
yeni
statistic
/stəˈtɪstɪk/
istatistik verisi
noun
This statistic is often quoted out of context.
Bu istatistik sıklıkla bağlamından koparılarak aktarılır.
yeni
status
/ˈsteɪtəs/
statü, durum
noun
The application status changed to "approved".
Başvurunun durumu "onaylandı" olarak değişti.
yeni
stress
/stres/
vurgulamak
verb
  • stres, gerginlik noun · under stress = stres altında — 'vurgulamak' anlamındaki fiilden ayrı
The author stresses the need for further research.
Yazar, daha fazla araştırma gereğini vurguluyor.
yeni
subsequent
/ˈsʌbsɪkwənt/
sonraki
adjective
Subsequent studies confirmed the finding.
Sonraki çalışmalar bulguyu doğruladı.
yeni
sum
/sʌm/
toplam; özetlemek
noun
The sum of the two effects is greater than either alone.
İki etkinin toplamı, her birinden ayrı ayrı büyüktür.
yeni
summary
/ˈsʌməri/
özet
noun
The summary omits the most important limitation.
Özet, en önemli sınırlılığı atlıyor.
yeni
undertake
/ˌʌndəˈteɪk/
üstlenmek, girişmek
verb
The institute will undertake a large-scale survey.
Enstitü büyük ölçekli bir araştırma üstlenecek.
yeni
confer
/kənˈfɜː/
vermek, bahşetmek; görüşmek
verb
The degree confers no professional rights.
Bu derece hiçbir mesleki hak vermiyor.
yeni
despite
/dɪˈspaɪt/
-e rağmen
preposition
Despite the small sample, the effect was clear.
Küçük örnekleme rağmen etki açıktı.
yeni
hence
/hens/
bu yüzden, dolayısıyla
adverb
The data were incomplete; hence the cautious conclusion.
Veriler eksikti; dolayısıyla temkinli sonuç.
yeni
investigate
/ɪnˈvestɪɡeɪt/
araştırmak, soruşturmak
verb
The study investigates how sleep affects memory.
Çalışma uykunun belleği nasıl etkilediğini araştırıyor.
yeni
job
/dʒɒb/
iş, görev
noun
Automation has changed the nature of many jobs.
Otomasyon pek çok işin niteliğini değiştirdi.
yeni
predict
/prɪˈdɪkt/
öngörmek, tahmin etmek
verb
The model predicts a sharp rise after 2030.
Model 2030 sonrası keskin bir artış öngörüyor.
yeni
hypothesis
/haɪˈpɒθəsɪs/
hipotez, varsayım
noun
The data did not support the original hypothesis.
Veriler ilk hipotezi desteklemedi.
yeni
impose
/ɪmˈpəʊz/
koymak, dayatmak
verb
The government imposed new restrictions on imports.
Hükümet ithalata yeni kısıtlamalar getirdi.
yeni
retain
/rɪˈteɪn/
elinde tutmak, korumak
verb
Plants retain water in their leaves.
Bitkiler yapraklarında su tutar.
yeni
academy
/əˈkædəmi/
akademi
noun
She was elected to the national academy of sciences.
Ulusal bilimler akademisine seçildi.
yeni
adjust
/əˈdʒʌst/
ayarlamak, uyarlamak
verb
Researchers adjusted the results for age and gender.
Araştırmacılar sonuçları yaş ve cinsiyete göre düzeltti.
yeni
amend
/əˈmend/
tadil etmek, değişiklik yapmak
verb
The law was amended in 2019.
Kanun 2019'da değiştirildi.
yeni
challenge
/ˈtʃælɪndʒ/
zorluk; meydan okumak
noun
The findings challenge a long-held assumption.
Bulgular uzun süredir kabul gören bir varsayıma meydan okuyor.
yeni
clause
/klɔːz/
madde; cümlecik
noun
The contract contains a confidentiality clause.
Sözleşme bir gizlilik maddesi içeriyor.
yeni
compound
/ˈkɒmpaʊnd/
bileşik; birleştirmek
noun
The plant produces a chemical compound used in medicine.
Bitki, tıpta kullanılan bir kimyasal bileşik üretiyor.
yeni
conflict
/ˈkɒnflɪkt/
çatışma; çelişmek
noun
These results conflict with earlier studies.
Bu sonuçlar önceki çalışmalarla çelişiyor.
yeni
consult
/kənˈsʌlt/
danışmak
verb
You should consult a specialist before deciding.
Karar vermeden önce bir uzmana danışmalısınız.
yeni
contact
/ˈkɒntækt/
temas; iletişim kurmak
noun
The virus spreads through direct contact.
Virüs doğrudan temasla yayılıyor.
yeni
decline
/dɪˈklaɪn/
düşüş; azalmak; reddetmek
verb
Birth rates have declined sharply since 1990.
Doğum oranları 1990'dan beri keskin biçimde düştü.
yeni
discrete
/dɪˈskriːt/
ayrık, birbirinden bağımsız
adjective
The process has three discrete stages.
Sürecin birbirinden ayrı üç aşaması var.
yeni
draft
/drɑːft/
taslak
noun
  • taslağını hazırlamak verb · draft a report/letter = rapor/mektup taslağı hazırlamak
She sent me the first draft of the report.
Bana raporun ilk taslağını gönderdi.
yeni
enable
/ɪˈneɪbl/
olanak vermek
verb
The grant enabled us to expand the study.
Hibe, çalışmayı genişletmemize olanak verdi.
yeni
energy
/ˈenədʒi/
enerji
noun
Renewable energy now covers a third of demand.
Yenilenebilir enerji artık talebin üçte birini karşılıyor.
yeni
enforce
/ɪnˈfɔːs/
uygulatmak, yürürlüğe koymak
verb
The rules are rarely enforced.
Kurallar nadiren uygulatılıyor.
yeni
entity
/ˈentəti/
varlık, bütünlük
noun
The two departments operate as a single entity.
İki bölüm tek bir varlık gibi işliyor.
yeni
equivalent
/ɪˈkwɪvələnt/
eşdeğer
adjective
One unit is equivalent to about three grams.
Bir birim yaklaşık üç grama eşdeğerdir.
yeni
expand
/ɪkˈspænd/
genişlemek, genişletmek
verb
The company plans to expand into Asia.
Şirket Asya'ya açılmayı planlıyor.
yeni
expose
/ɪkˈspəʊz/
maruz bırakmak; ifşa etmek
verb
Workers were exposed to high levels of dust.
İşçiler yüksek düzeyde toza maruz kaldı.
yeni
external
/ɪkˈstɜːnl/
dış, harici
adjective
The decline was driven by external factors.
Düşüşü dış etkenler tetikledi.
yeni
facilitate
/fəˈsɪlɪteɪt/
kolaylaştırmak
verb
The software facilitates collaboration between teams.
Yazılım ekipler arası iş birliğini kolaylaştırıyor.
yeni
fundamental
/ˌfʌndəˈmentl/
temel, esaslı
adjective
There is a fundamental difference between the two models.
İki model arasında temel bir fark var.
yeni
generate
/ˈdʒenəreɪt/
üretmek, doğurmak
verb
The policy generated considerable debate.
Politika hatırı sayılır bir tartışma doğurdu.
yeni
generation
/ˌdʒenəˈreɪʃn/
kuşak; üretim
noun
This generation faces a very different labour market.
Bu kuşak çok farklı bir iş piyasasıyla karşı karşıya.
yeni
image
/ˈɪmɪdʒ/
imge, görüntü; imaj
noun
The satellite image shows the extent of the damage.
Uydu görüntüsü hasarın boyutunu gösteriyor.
yeni
liberal
/ˈlɪbərəl/
liberal; hoşgörülü
adjective
The country adopted more liberal trade policies.
Ülke daha liberal ticaret politikaları benimsedi.
yeni
logic
/ˈlɒdʒɪk/
mantık
noun
The logic of the argument is hard to follow.
Argümanın mantığını takip etmek zor.
yeni
margin
/ˈmɑːdʒɪn/
marj, pay; kenar
noun
The party won by a narrow margin.
Parti dar bir farkla kazandı.
yeni
medical
/ˈmedɪkl/
tıbbi
adjective
There is no medical evidence for the claim.
İddianın tıbbi bir dayanağı yok.
yeni
mental
/ˈmentl/
zihinsel, ruhsal
adjective
The study measured mental health over ten years.
Çalışma ruh sağlığını on yıl boyunca ölçtü.
yeni
modify
/ˈmɒdɪfaɪ/
değiştirmek, uyarlamak
verb
Researchers may modify the protocol during the trial.
Araştırmacılar deneme sırasında protokolü değiştirebilir.
yeni
monitor
/ˈmɒnɪtə/
izlemek, gözlemek
verb
Patients were monitored for six months.
Hastalar altı ay boyunca izlendi.
yeni
network
/ˈnetwɜːk/

noun
Social networks shape how information spreads.
Sosyal ağlar bilginin nasıl yayıldığını biçimlendiriyor.
yeni
notion
/ˈnəʊʃn/
kavram, fikir
noun
He rejects the notion that growth is always good.
Büyümenin her zaman iyi olduğu fikrini reddediyor.
yeni
objective
/əbˈdʒektɪv/
amaç; nesnel
noun
The main objective of the study was clearly stated.
Çalışmanın temel amacı açıkça belirtilmişti.
yeni
orient
/ˈɔːrient/
yöneltmek, yönlendirmek
verb
The course is oriented towards practical skills.
Ders pratik becerilere yönelik kurgulanmış.
yeni
perspective
/pəˈspektɪv/
bakış açısı
noun
From an economic perspective, the plan makes sense.
Ekonomik bir bakış açısından plan mantıklı.
yeni
precise
/prɪˈsaɪs/
kesin, tam
adjective
The precise cause remains unknown.
Kesin sebep hâlâ bilinmiyor.
yeni
prime
/praɪm/
başlıca, birincil
adjective
Cost was the prime consideration.
Maliyet başlıca değerlendirme konusuydu.
yeni
psychology
/saɪˈkɒlədʒi/
psikoloji
noun
The book draws on research in psychology.
Kitap psikoloji alanındaki araştırmalardan yararlanıyor.
yeni
pursue
/pəˈsjuː/
peşinden gitmek, sürdürmek
verb
She decided to pursue a career in research.
Araştırma alanında bir kariyer sürdürmeye karar verdi.
yeni
ratio
/ˈreɪʃiəʊ/
oran
noun
The ratio of students to staff is too high.
Öğrenci-personel oranı çok yüksek.
yeni
reject
/rɪˈdʒekt/
reddetmek
verb
The committee rejected the proposal.
Komite öneriyi reddetti.
yeni
revenue
/ˈrevənjuː/
gelir, hasılat
noun
Tax revenue fell for the third year running.
Vergi geliri üst üste üçüncü yıl düştü.
yeni
stable
/ˈsteɪbl/
istikrarlı, kararlı
adjective
Prices have remained stable since March.
Fiyatlar mart ayından beri istikrarlı seyrediyor.
yeni
style
/staɪl/
üslup, biçem
noun
Academic style avoids informal expressions.
Akademik üslup gündelik ifadelerden kaçınır.
yeni
substitute
/ˈsʌbstɪtjuːt/
yerine koymak; yedek
verb
You can substitute honey for sugar.
Şeker yerine bal kullanabilirsiniz.
yeni
sustain
/səˈsteɪn/
sürdürmek; taşımak
verb
The economy cannot sustain this rate of growth.
Ekonomi bu büyüme hızını sürdüremez.
yeni
symbol
/ˈsɪmbl/
simge, sembol
noun
The dove is a symbol of peace.
Güvercin barışın simgesidir.
yeni
target
/ˈtɑːɡɪt/
hedef, nişan alınan
noun
The country missed its emissions target.
Ülke emisyon hedefini tutturamadı.
yeni
trend
/trend/
eğilim
noun
The upward trend continued through 2020.
Yükseliş eğilimi 2020 boyunca sürdü.
yeni
version
/ˈvɜːʃn/
sürüm, uyarlama
noun
An earlier version of the paper reached a different conclusion.
Makalenin önceki bir sürümü farklı bir sonuca varıyordu.
yeni
welfare
/ˈwelfeə/
refah; sosyal yardım
noun
The reforms cut welfare spending by a fifth.
Reformlar sosyal yardım harcamalarını beşte bir azalttı.
yeni
evolve
/ɪˈvɒlv/
evrilmek, gelişmek
verb
The theory evolved over several decades.
Kuram birkaç on yılda gelişti.
yeni
whereas
/weərˈæz/
oysa, -iken
conjunction
The first group improved, whereas the second did not.
İlk grup ilerledi, oysa ikincisi ilerlemedi.
yeni
parameter
/pəˈræmɪtə/
sınır değer, ölçüt
noun
The study sets clear parameters for the experiment.
Çalışma, deney için açık sınırlar belirliyor.
yeni
regime
/reɪˈʒiːm/
düzen, yönetim biçimi
noun
The new regime changed the country's economic policy.
Yeni yönetim ülkenin ekonomi politikasını değiştirdi.
yeni
capacity
/kəˈpæsəti/
sığa, alma gücü; yetkinlik
noun
The hall has a seating capacity of four hundred.
Salonun dört yüz kişilik oturma kapasitesi var.
yeni
transit
/ˈtrænzɪt/
geçiş, taşınma
noun
The goods were damaged in transit.
Mallar taşınma sırasında hasar gördü.
yeni
licence
/ˈlaɪsns/
ruhsat, izin belgesi
noun
You need a licence to drive this vehicle.
Bu aracı kullanmak için ruhsat gerekir.
yeni

YDS ve YÖKDİL paragraflarındaki soyut fiillerin ve ilişki sözcüklerinin büyük bölümü bu listede. Genel sıklık listesi oturduktan sonra en yüksek getirili adım burasıdır.

  • 131 noun
  • 109 verb
  • 51 adjective
  • 2 adverb

Yolun neresi

3. aşama · Akademik çekirdeği ekleyin — günde bir oturumla bu havuz yaklaşık 48 günde biter.

Akademik havuzlar bittiğinde. Sınava hazırlanıyorsanız burası pazarlık konusu değil.

Sırada: Akademik · 2

Kelimeleri cümle içinde sınamak için: cümle çevirisi setleri

Çalışma sırasının tamamı →

Kaynak

AWL — alt liste 1–5 (Coxhead, 2000)

Akademik Kelime Listesi, Victoria University of Wellington'da 3,5 milyon kelimelik akademik derlemden üretildi; 570 kelime ailesinden oluşur ve genel ilk 2000 kelimeyi dışarıda bırakır. Akademik metinlerin yaklaşık %10'unu tek başına kapsar. Alt listeler sıklık sırasına göre numaralanmıştır. AWL’nin alt listeleri rastgele değil, kendi içinde sıklık sırasına göre numaralandırılmıştır — alt liste 1, akademik derlemde en sık geçen 60 kelime ailesini, alt liste 5 daha seyrek geçenleri taşır. Bu havuzun ilk beş alt listeyi (295 kelime) kapsaması bilinçli: genel sıklık listesi bittikten sonra en yüksek getiriyi veren adım burasıdır, çünkü akademik metnin yaklaşık %10’u yalnızca bu 570 kelime ailesinden gelir.

Listenin kaynağına git →