YDS Bağlaçları ve Geçiş İfadeleri
Cümle tamamlama sorularının çözümü bağlacı tanımaktan geçiyor. 45 bağlacın anlamı, hangi yapıyla kullanıldığı ve birbirine karışan çiftler.
- 0 biliniyor
- 0 öğreniliyor
- 0 yeni
- 0 bugün tekrar
Şıklara bakmadan karar ver:
1–5 tuşlarıyla da seçebilirsiniz.
Havuzdaki 44 kelimenin tamamı anlam · okunuş · örnek cümle
| Kelime | Anlam | Örnek | Durum |
|---|---|---|---|
| however /haʊˈevə(r)/ | ancak, ne var ki adverb | The plan was good. However, it failed. Plan iyiydi. Ancak başarısız oldu. | yeni |
| nevertheless /ˌnevəðəˈles/ | yine de, buna rağmen adverb | It was raining. Nevertheless, we went out. Yağmur yağıyordu. Yine de dışarı çıktık. | yeni |
| nonetheless /ˌnʌnðəˈles/ | yine de adverb | The results were poor; nonetheless, we continued. Sonuçlar kötüydü; yine de devam ettik. | yeni |
| although /ɔːlˈðəʊ/ | -e rağmen, her ne kadar conjunction | Although it was raining, we went out. Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık. | yeni |
| though /ðəʊ/ | -e rağmen; yine de conjunction | Though he is young, he is experienced. Genç olmasına rağmen deneyimli. | yeni |
| even though /ˌiːvn ˈðəʊ/ | -e rağmen (vurgulu) conjunction | Even though it was late, they kept working. Geç olmasına rağmen çalışmayı sürdürdüler. | yeni |
| whereas /weərˈæz/ | oysa, -iken conjunction | He is quiet, whereas his brother talks a lot. O sessiz, oysa kardeşi çok konuşur. | yeni |
| while /waɪl/ | -iken; oysa conjunction | While the theory is old, it still works. Teori eski olsa da hâlâ işliyor. | yeni |
| despite /dɪˈspaɪt/ | -e rağmen (isim ya da -ing alır) preposition | Despite the rain, we went out. Yağmura rağmen dışarı çıktık. | yeni |
| in spite of /ɪn ˈspaɪt əv/ | -e karşın (uzun biçim) preposition | In spite of the cost, they bought it. Maliyete rağmen satın aldılar. | yeni |
| therefore /ˈðeəfɔː(r)/ | bu nedenle adverb | The data was incomplete; therefore, we repeated the test. Veri eksikti; bu nedenle testi tekrarladık. | yeni |
| thus /ðʌs/ | böylece, dolayısıyla adverb | Costs fell, thus increasing profit. Maliyetler düştü, böylece kâr arttı. | yeni |
| hence /hens/ | bu yüzden, bundan böyle adverb | The sample was small; hence the uncertainty. Örneklem küçüktü; belirsizlik bu yüzden. | yeni |
| consequently /ˈkɒnsɪkwəntli/ | sonuç olarak adverb | He missed the deadline and consequently lost the job. Teslim tarihini kaçırdı ve sonuç olarak işi kaybetti. | yeni |
| accordingly /əˈkɔːdɪŋli/ | buna göre, bu doğrultuda adverb | The rules changed; we adjusted our plans accordingly. Kurallar değişti; planlarımızı buna göre ayarladık. | yeni |
| so that /səʊ ðæt/ | -mesi için conjunction | Speak slowly so that everyone understands. Herkes anlasın diye yavaş konuş. | yeni |
| in order to /ɪn ˈɔːdə tuː/ | -mek için conjunction | We repeated the test in order to confirm the result. Sonucu doğrulamak için testi tekrarladık. | yeni |
| because of /bɪˈkɒz əv/ | -den dolayı, yüzünden preposition | The flight was delayed because of the storm. Uçuş fırtına yüzünden gecikti. | yeni |
| due to /ˈdjuː tuː/ | -e bağlı olarak, nedeniyle preposition | The delay was due to bad weather. Gecikme kötü hava yüzündendi. | yeni |
| owing to /ˈəʊɪŋ tuː/ | -den ötürü preposition | Owing to the strike, classes were cancelled. Grev nedeniyle dersler iptal edildi. | yeni |
| since /sɪns/ | -diği için; -den beri conjunction | Since it was late, we left. Geç olduğu için ayrıldık. | yeni |
| as /æz/ | -diği için; -iken; olarak conjunction | As the sample was small, results vary. Örneklem küçük olduğu için sonuçlar değişiyor. | yeni |
| moreover /mɔːrˈəʊvə(r)/ | üstelik, dahası adverb | The method is cheap; moreover, it is fast. Yöntem ucuz; üstelik hızlı. | yeni |
| furthermore /ˌfɜːðəˈmɔː(r)/ | ayrıca, dahası adverb | Furthermore, the data supports this view. Ayrıca veri bu görüşü destekliyor. | yeni |
| in addition /ɪn əˈdɪʃn/ | buna ek olarak adverb | In addition, we surveyed 200 students. Buna ek olarak 200 öğrenciyle anket yaptık. | yeni |
| besides /bɪˈsaɪdz/ | ayrıca; -in yanı sıra preposition | Besides English, she speaks French. İngilizcenin yanı sıra Fransızca konuşuyor. | yeni |
| likewise /ˈlaɪkwaɪz/ | aynı şekilde adverb | Prices fell in Europe; likewise in Asia. Avrupa'da fiyatlar düştü; Asya'da da aynı şekilde. | yeni |
| similarly /ˈsɪmələli/ | benzer şekilde adverb | Similarly, the second group improved. Benzer şekilde ikinci grup da gelişti. | yeni |
| on the other hand /ɒn ði ˈʌðə hænd/ | öte yandan adverb | It is expensive; on the other hand, it lasts longer. Pahalı; öte yandan daha uzun ömürlü. | yeni |
| on the contrary /ɒn ðə ˈkɒntrəri/ | aksine adverb | It is not useless; on the contrary, it is essential. İşe yaramaz değil; aksine, vazgeçilmez. | yeni |
| instead /ɪnˈsted/ | onun yerine adverb | The train was cancelled, so we drove instead. Tren iptal oldu, bunun yerine arabayla gittik. | yeni |
| rather than /ˈrɑːðə ðæn/ | -mektense conjunction | We walked rather than taking a taxi. Taksiye binmektense yürüdük. | yeni |
| otherwise /ˈʌðəwaɪz/ | aksi takdirde adverb | Hurry up; otherwise we'll be late. Acele et; aksi takdirde geç kalacağız. | yeni |
| unless /ənˈles/ | -mezse conjunction | We can't start unless everyone is here. Herkes burada olmazsa başlayamayız. | yeni |
| provided that /prəˈvaɪdɪd ðæt/ | -mesi şartıyla conjunction | You can pass provided that you study. Çalışman şartıyla geçebilirsin. | yeni |
| as long as /əz ˈlɒŋ əz/ | -diği sürece conjunction | It works as long as you follow the steps. Adımları izlediğin sürece işe yarar. | yeni |
| in case /ɪn keɪs/ | ihtimaline karşı conjunction | Take an umbrella in case it rains. Yağmur ihtimaline karşı şemsiye al. | yeni |
| meanwhile /ˈmiːnwaɪl/ | bu arada adverb | The data was analysed; meanwhile, new samples arrived. Veri analiz ediliyordu; bu arada yeni numuneler geldi. | yeni |
| regardless of /rɪˈɡɑːdləs əv/ | -e bakılmaksızın preposition | The rule applies regardless of age. Kural yaşa bakılmaksızın geçerlidir. | yeni |
| apart from /əˈpɑːt frɒm/ | -in dışında, -in yanı sıra preposition | Apart from one error, the work is good. Bir hata dışında iş iyi. | yeni |
| thanks to /ˈθæŋks tuː/ | -in sayesinde preposition | Thanks to the new system, costs fell. Yeni sistem sayesinde maliyetler düştü. | yeni |
| not only ... but also /nɒt ˈəʊnli/ | sadece … değil, aynı zamanda conjunction | Not only did costs fall, but quality also rose. Sadece maliyetler düşmedi, kalite de arttı. | yeni |
| either ... or /ˈaɪðə(r)/ | ya … ya da conjunction | Either we start now or we cancel. Ya şimdi başlarız ya da iptal ederiz. | yeni |
| neither ... nor /ˈnaɪðə(r)/ | ne … ne de conjunction | Neither the teacher nor the students were ready. Ne öğretmen ne de öğrenciler hazırdı. | yeni |
Bağlaçların anlamsal yönelimini ve yapısal gereksinimlerini (ardından cümle mi isim mi aldığı) kavramak, cümle tamamlama sorularının analiz edilerek doğru seçeneğe ulaşılmasını hızlandırmaktadır.
Yolun neresi
4. aşama · Sınav malzemesine geçin — günde bir oturumla bu havuz yaklaşık 17 günde biter.
Sınav gününe kadar tekrarda tutulur; 'bitirilen' bir aşama değildir.
Sırada: Phrasal Verbs
Kelimeleri cümle içinde sınamak için: cümle çevirisi setleri
Kaynak
YDS / YÖKDİL bağlaç ve geçiş ifadeleri
Sınavlarda bağlaç soruları kelime anlamından çok anlam ilişkisine (zıtlık, sebep, sonuç, ekleme) ve gramer kuralına dayanır. Bu havuzda her bağlacın yönü ve yapısı birlikte veriliyor. YDS’nin cümle tamamlama sorularında asıl ölçülen şey kelime anlamı değil, iki cümle arasındaki mantıksal ilişkidir (zıtlık, sebep-sonuç, ekleme, koşul). Bu yüzden bağlaçlar burada tek tek değil, birbirine karışan çiftler hâlinde çalışılır: ‘because of’/‘due to’/‘owing to’ aynı anlamı taşır ama biri isim tamlaması, biri cümle almaz — anlamı bilmek yetmez, hangi yapıyla geldiğini de bilmek gerekir. Sınavda en sık karışan üçlü zıtlık grubu although/though (cümle alır) ile despite/in spite of (isim tamlaması alır) arasındadır — aynı anlamı taşırlar ama biri sonrasında özne-yüklem, diğeri sonrasında isim ister. Bu havuzda her bağlacın hangi yapıyı istediği not alanında ayrıca belirtilir.