Günlük Eşyalar
Çantada, masada, mutfakta, evde ve üzerinde taşınan elli altı günlük nesne — artikel ve çoğulla birlikte pratik yapmak için somut bir kelime zemini.
- 0 biliniyor
- 0 öğreniliyor
- 0 yeni
- 0 bugün tekrar
Şıklara bakmadan karar ver:
1–5 tuşlarıyla da seçebilirsiniz.
Havuzdaki 56 kelimenin tamamı anlam · okunuş · örnek cümle
| Kelime | Anlam | Örnek | Durum |
|---|---|---|---|
| wallet /ˈwɒlɪt/ | cüzdan noun | My wallet is in my bag. Cüzdanım çantamda. | yeni |
| keys /kiːz/ | anahtar(lar) noun | Did you bring your keys? Anahtarlarını getirdin mi? | yeni |
| charger /ˈtʃɑːdʒə(r)/ | şarj aleti noun | Can I borrow your charger? Şarj aletini ödünç alabilir miyim? | yeni |
| headphones /ˈhedfəʊnz/ | kulaklık noun | I listen to music with headphones. Müziği kulaklıkla dinlerim. | yeni |
| notebook /ˈnəʊtbʊk/ | defter noun | Write the new words in your notebook. Yeni kelimeleri defterine yaz. | yeni |
| pen /pen/ | tükenmez kalem noun | Can I use your pen for a minute? Bir dakika kalemini kullanabilir miyim? | yeni |
| pencil /ˈpensl/ | kurşun kalem noun | I always write in pencil first. Her zaman önce kurşun kalemle yazarım. | yeni |
| eraser /ɪˈreɪsə(r)/ | silgi noun | Can I borrow an eraser? Bir silgi ödünç alabilir miyim? | yeni |
| glasses /ˈɡlɑːsɪz/ | gözlük noun | I need my glasses to read. Okumak için gözlüğüme ihtiyacım var. | yeni |
| umbrella /ʌmˈbrelə/ | şemsiye noun | Take an umbrella, it's raining. Bir şemsiye al, yağmur yağıyor. | yeni |
| tissues /ˈtɪʃuːz/ | kağıt mendil noun | Do you have any tissues? Hiç kağıt mendilin var mı? | yeni |
| laptop /ˈlæptɒp/ | dizüstü bilgisayar noun | My laptop is very slow today. Dizüstü bilgisayarım bugün çok yavaş. | yeni |
| mouse /maʊs/ | fare (bilgisayar) noun | Sorry, the mouse isn't working. Üzgünüm, fare çalışmıyor. | yeni |
| keyboard /ˈkiːbɔːd/ | klavye noun | I spilled coffee on my keyboard. Klavyeme kahve döktüm. | yeni |
| screen /skriːn/ | ekran noun
| The screen is too bright for me. Ekran benim için çok parlak. | yeni |
| lamp /læmp/ | lamba noun | Turn on the lamp, please. Lambayı aç lütfen. | yeni |
| chair /tʃeə(r)/ | sandalye noun | This chair is very comfortable. Bu sandalye çok rahat. | yeni |
| desk /desk/ | çalışma masası noun | There are books all over my desk. Masamın her yerinde kitaplar var. | yeni |
| drawer /drɔː(r)/ | çekmece noun | The scissors are in the top drawer. Makas üst çekmecede. | yeni |
| folder /ˈfəʊldə(r)/ | dosya noun | Put the papers in a folder. Kağıtları bir dosyaya koy. | yeni |
| scissors /ˈsɪzəz/ | makas noun | Can I use your scissors for a second? Bir saniyeliğine makasını kullanabilir miyim? | yeni |
| ruler /ˈruːlə(r)/ | cetvel noun | Draw a straight line with a ruler. Cetvelle düz bir çizgi çiz. | yeni |
| clock /klɒk/ | duvar saati noun | The clock on the wall is fast. Duvardaki saat ileri. | yeni |
| mug /mʌɡ/ | kupa (bardak) noun | I drink my coffee from a big mug. Kahvemi büyük bir kupadan içerim. | yeni |
| plate /pleɪt/ | tabak noun | Put the food on a plate. Yemeği bir tabağa koy. | yeni |
| bowl /bəʊl/ | kâse noun | She had a bowl of soup for lunch. Öğle yemeğinde bir kâse çorba içti. | yeni |
| cup /kʌp/ | fincan noun | Would you like a cup of tea? Bir fincan çay ister misin? | yeni |
| glass /ɡlɑːs/ | bardak noun | Can I have a glass of water, please? Bir bardak su alabilir miyim lütfen? | yeni |
| fork /fɔːk/ | çatal noun | You need a fork for this cake. Bu kek için bir çatala ihtiyacın var. | yeni |
| spoon /spuːn/ | kaşık noun | Eat the soup with a spoon. Çorbayı bir kaşıkla ye. | yeni |
| knife /naɪf/ | bıçak noun | Be careful, that knife is very sharp. Dikkat et, o bıçak çok keskin. | yeni |
| pan /pæn/ | tava noun | Cook the eggs in a pan. Yumurtaları bir tavada pişir. | yeni |
| kettle /ˈketl/ | su ısıtıcısı noun | I'll put the kettle on for tea. Çay için su ısıtıcısını açacağım. | yeni |
| fridge /frɪdʒ/ | buzdolabı noun | There's no milk left in the fridge. Buzdolabında hiç süt kalmamış. | yeni |
| oven /ˈʌvn/ | fırın noun | The chicken is still in the oven. Tavuk hâlâ fırında. | yeni |
| sink /sɪŋk/ | lavabo (mutfak) noun | Please wash the dishes in the sink. Bulaşıkları lavaboda yıka lütfen. | yeni |
| sofa /ˈsəʊfə/ | kanepe noun | We watched a film on the sofa. Kanepede bir film izledik. | yeni |
| cushion /ˈkʊʃn/ | koltuk yastığı noun | There are three cushions on the sofa. Kanepede üç koltuk yastığı var. | yeni |
| pillow /ˈpɪləʊ/ | yatak yastığı noun | I need a new pillow for my bed. Yatağım için yeni bir yastığa ihtiyacım var. | yeni |
| blanket /ˈblæŋkɪt/ | battaniye noun | It's cold tonight, get a blanket. Bu gece hava soğuk, bir battaniye al. | yeni |
| mirror /ˈmɪrə(r)/ | ayna noun | She looked at herself in the mirror. Aynada kendine baktı. | yeni |
| carpet /ˈkɑːpɪt/ | halı noun | The carpet in the living room is blue. Oturma odasındaki halı mavi. | yeni |
| curtain /ˈkɜːtn/ | perde noun | Can you close the curtain, please? Perdeyi kapatabilir misin, lütfen? | yeni |
| shelf /ʃelf/ | raf noun | Put the books back on the shelf. Kitapları rafa geri koy. | yeni |
| bin /bɪn/ | çöp kutusu noun | Just throw it in the bin. Onu çöp kutusuna at. | yeni |
| towel /ˈtaʊəl/ | havlu noun | Can you pass me a clean towel? Bana temiz bir havlu uzatır mısın? | yeni |
| shirt /ʃɜːt/ | gömlek noun | He's wearing a blue shirt today. Bugün mavi bir gömlek giyiyor. | yeni |
| T-shirt /ˈtiː ʃɜːt/ | tişört noun | I bought a new T-shirt yesterday. Dün yeni bir tişört aldım. | yeni |
| trousers /ˈtraʊzəz/ | pantolon noun | These trousers are a bit too long. Bu pantolon biraz fazla uzun. | yeni |
| jeans /dʒiːnz/ | kot pantolon noun | She's wearing black jeans and a white shirt. Siyah kot pantolon ve beyaz bir gömlek giyiyor. | yeni |
| jacket /ˈdʒækɪt/ | ceket noun | Take a jacket, it's cold outside. Bir ceket al, dışarısı soğuk. | yeni |
| coat /kəʊt/ | palto noun | I left my coat at the office. Paltomu ofiste bıraktım. | yeni |
| shoes /ʃuːz/ | ayakkabı noun | These new shoes are very comfortable. Bu yeni ayakkabılar çok rahat. | yeni |
| socks /sɒks/ | çorap noun | I can't find a matching pair of socks. Eşleşen bir çift çorap bulamıyorum. | yeni |
| watch /wɒtʃ/ | kol saati noun | He's wearing a gold watch. Altın bir kol saati takıyor. | yeni |
| ring /rɪŋ/ | yüzük noun | She has a beautiful silver ring. Güzel bir gümüş yüzüğü var. | yeni |
Bu havuzu bitirdiğinizde çantanızdaki, masanızdaki, mutfağınızdaki, evinizdeki ve üzerinizdeki günlük nesneleri adlandırabilir ve bir şey ödünç isteyebilirsiniz.
Yolun neresi
2. aşama · Sıklık listesini kapatın — günde bir oturumla bu havuz yaklaşık 18 günde biter.
Sıklık havuzlarının tamamında kelimeler 'öğrenildi' sayısına geçtiğinde — ya da testi tekrarlayıp genel kapsamınız %90'ın üstüne çıktığında.
Sırada: Meslekler
Kelimeleri cümle içinde sınamak için: cümle çevirisi setleri
Kaynak
Pratik İngilizcem — arşivlenmiş A1 müfredatı
Sitenin kaldırılan ilerlemeli A1 ders sisteminden (archive/lessons-a1/m03-l05) türetilmiş tematik kelime seçkisi. Kaynak dersteki nesne listesi beş kullanım alanına (çanta, masa, mutfak, ev, üzerinde) göre gruplanmıştı; bu havuz o gruplamayı korudu. Bazı eşyalar İngilizcede yapısal olarak farklı davranır: ‘scissors’, ‘trousers’, ‘glasses’ gibi kelimeler her zaman çoğuldur (tekil bir ‘scissor’ yoktur) ve ‘a pair of scissors’ kalıbıyla sayılır — Türkçenin ‘bir makas’ diyebilen tekil mantığından farklıdır. Sayılabilir/sayılamaz ayrımı da bu havuzda örtük olarak çalışılır: ‘a towel’ sayılabilirken aynı kategori kelimesi olan ‘furniture’ sayılamaz — bu havuzdaki nesnelerin çoğu bilerek sayılabilir kategoriden seçildi ki artikel kullanımı karışmasın.